Konya Milletvekili Atilla Kart, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili, Nazlı Ilıcak’ın, yakışıksız, sübjektif ve habercilik etiğiyle bağdaşmayan düzeysiz ve haksızlıklar içeren, yazı ve yorumlarıyla ilgili Ilıcak’a bir açıklama gönderdi.

 

Kart’ın kamuoyu ile paylaştığı açıklama şöyle:

 

Basın Duyurusu     ;

 

Nazlı Ilıcak

Ve

Basının Sorumluluğu…..

 

 

                        Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı yolsuzluk ilişkilerini özetleyen ve Gazeteci-Yazar Nazlı Ilıcak’a hitaben yazılan  6 sayfalık açıklamanın örneği ilişikte sunulmuştur.

 

                        Hükümet gücü ve bir bölüm medya ilişkileri içinde  bilgi kirliliği ve karartmayı yaratanların tarih önünde sorumlu olacaklarını öncelikle ifade etmek gereğini duyuyoruz. 6 Milletvekilinin düzenlediği , 17 kameranın ve 30 civarında basın mensubunun izlediği bir basın toplantısını haber konusu yapmayan Anadolu Ajansı ve haber içeriklerini çarpıtarak veren Ulusal Ajansların durumu Basın Özgürlüğü, Temel Hak ve Özgürlükler adına Türkiye’nin bulunduğu hazin durumu göstermektedir. Elbette kamu yetkisini kötüye kullananlardan , korku iklimini yaratanlardan Anayasal zeminde bunların hesabı elbette sorulacaktır.

 

                        Türkiye sahipsiz değildir.

                        Türkiye hiç kimsenin çiftliği değildir.

 

                        Bilgi kirliliği ve karartma yoluyla gerçekleri gizleyenlerle, halkı  ve kamuoyunu yanıltanlarla, nüfuz suiistimali yoluyla haksız kazanç sağlayanlarla mücadeleyi bundan böyle de her zeminde sürdüreceğimizi yeri gelmişken bir kez daha ifade ediyoruz.

Kamuoyunun bilgilerine saygıyla duyurulur.

 Atilla Kart

Konya Milletvekili

14 Aralık 2012

 

Sayın Nazlı Ilıcak

Sabah Gazetesi Yazarı

 

                        Sayın Ilıcak;

 

                        Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı yolsuzluk iddialarıyla ilgili gelişmeleri özet bilgiler halinde Siz’inle paylaşmak gereğini duyuyorum.

 

                        Kayseri olayıyla ilgili gelişmeleri Sayın Genel Başkanımızın görevlendirmesi sebebiyle yakından takip ediyorum. En son 5 Milletvekili arkadaşımla beraber 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/19 esas sayılı dosyasının 13 Aralık 2012  tarihli duruşmasını birlikte izledik.

 

                        Genel Başkanımız ile ilgili üslubunuzu son derece yakışıksız, sübjektif ve habercilik etiğiyle bağdaşmayan nitelikte bulduğumu  öncelikle ifade etmek gereğini duyuyorum. Üslup  içeriğindeki düzeysizlikler ve haksızlıklar bir tarafa, Kayseri olayıyla ilgili bilgilendirmelerde maddi bulgularda bile karartma yapıldığını gözlemliyorum.

 

                        Bu kadar yıllık Gazetecilik kıdeminizden sonra; maddi vakıanın bile çarpıtılmış olmasını,  tahrif edilmiş  olmasını, buna tenezzül

edilmiş olmasını görmezden gelmemiz ya da geçiştirmemiz elbette  söz konusu olamaz.

 

                        . Bu tespit  ve değerlendirmelerimizden sonra, kamuoyunun

                         doğru bilgilendirilmesi amacıyla, iş bu açıklamanın yapılması

                         zorunluluğu doğmuştur;

 

                        . Dosya kapsamındaki delilleri  münferiden ve haricen tartışmak ve bunun üzerinden hüküm kurmak,  habercilik bakımından da, maddi gerçeğin tespiti bakımından da hatalı sonuçları kaçınılmaz olarak beraberinde getirir.  Bu sebeple, maddi bulguları  sadece özetleyip, takdir ve değerlendirmeyi izleyenlere, okuyanlara bırakmanın doğru olacağı kanısındayım. Buna göre;

 

                        . Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak daha evvel sürdürülen soruşturmada 13.03.2008 tarihinde 2007/24740 soruşturma – 2008/3088 sayılı karar ile “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verilmiştir. Daha sonra 2010 yılı Aralık ayında olayla ilgili yeni bulgu ve gelişmelerin ortaya çıkması üzerine, Genel Başkanımızın talimatları doğrultusunda, CHP tarafından yeni bir çalışma başlatılmıştır. Tarafımızdan yapılan çalışma  sonucunda , CHP grubuna mensup  18 Milletvekilinin imzasıyla yeni bir suç duyurusu yapılmıştır.

                        . Cumhuriyetin, Devletin Savcılarının yapması gereken soruşturmayı, anılan  Kurumların görevini yapmaması sebebiyle, Biz Yasama Denetimi sorumluluğumuz kapsamında ve sınırlı bir şekilde yapmak zorunda kaldık. Bizim kararlılığımız sonucunda Türkiye Cumhuriyetinin Savcılık Makamları harekete geçmek zorunda kaldı!!!!

 

                        Bu sürecin sonunda ortaya çıkan bulgular şunlardır;

 

                        (1) Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/19 esas sayılı dosyası

 

                        Bu dosyada Şüpheliler Hacı Ali Hamurcu, Süleyman Temeltaş, Hilal Aybak, Zekeriya Karayol ; “…..rüşvet almaya kalkışmak, dolandırıcılık, icbar suretiyle irtikaba kalkışmak….” suçlamalarından dolayı yargılanmaktadırlar.

 

                        Anılan kişiler ; Kayseri Büyükşehir Belediyesinde UKOME – Şube Müdürü, İmar Şube Müdürü, Büyükşehir-İncesu Merkez Belediye Başkanı olarak görev yapan kişilerdir. Hükümetin , soruşturma ve yargılamayı nüfuz suiistimali yoluyla engellemeye yönelik her türlü yasa dışı müdahalelerine rağmen, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde doğrudan veya dolaylı olarak yetki ve nüfuz sahibi olan bu Kamu Görevlileri hakkında yukarıda sözü edilen suçlamalardan dolayı dava açılmıştır.

 

                        (2) Büyükşehir Belediyesi Teftiş Kurulu Başkan Vekili Ahmet Acer’in yargılandığı Sulh Ceza Mahkemesi Dosyası;

 

                        Adı geçen , Kayseri Büyükşehir Belediyesindeki rüşvet suçlamasıyla ilgili başvuruları 2007 yılında işleme koymadığı, sümenaltı ettiği içindir ki; yapılan suç duyurusu üzerine hakkında Türk Ceza Kanununun 279/1 . maddesi uyarınca  “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” sebebiyle 19.03.2012 tarihinde dava açılmıştır. Dava derdesttir.

 

                        Teftiş Kurulu Başkan Vekilinin rüşvet  ihbarını sümenaltı etmesinden Büyükşehir Belediye Başkanının bilgisi var mıdır? Bu hususun tahkiki gerekmez mi?

 

                        (3) Savcı Zekeriya Öz’le ilgili bulgular;

 

                        Haklı olarak Savcı Zekeriya Öz’ün bu olayla ne ilişkisi olabileceği sorusu akla gelecektir. Savcı Zekeriya Öz İstanbul’da sürdürdüğü bir soruşturma esnasında , Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı suç ilişkileriyle ilgili “10 Trilyonluk senedin aslını ve rüşvete konu olan hesap tahsilat fişlerini”  faillerin ev ya da işyerlerinde tespit eder. Cumhuriyet Savcısının bu durumda yapması gereken yasal işlem bellidir; ilgili suç bulgularını , suç mahalli olan Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına ulaştırmak….

 

                        Ancak Savcı Zekeriya Öz,  bu yasal ve âmir düzenlemenin gereğini yapmaz… Kayseri’deki soruşturmanın akıbetini ve seyrini etkileyecek bu bulguları uzun süre Kayseri’ye göndermez…. Cumhuriyet’in Savcısı yasal görevinin gereğini neden yapmaz, neden savsaklar? Savcı Öz, Kayseri’deki soruşturmayı neden Belediye lehine engellemek ister?

 

                        Olayın bir şekilde Tarafımızdan öğrenilmesi üzerine,  adı geçen hakkında; yetkili makama ihbar sorumluluğunu yerine getirmemek, suç delillerinin yok edilmesine yol açmak ve görevi kötüye kullanmak suçlamasıyla , Türk Ceza Kanununun 257, 279, 281. maddelerine muhalefetten dolayı işlem yapılması için  HSYK nezdinde suç duyurusu yapılmıştır.

 

                        Suç duyurusuyla ilgili olarak, İstanbul Cumhuriyet Savcılığının Ankara Cumhuriyet Savcılığına yazdığı talimat üzerine, 12 Aralık 2012 günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında Müşteki sıfatıyla beyanda bulundum.

 

                        (4) Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görevli olduğu dilekçe içeriğinden anlaşılan bir Kamu Görevlisinin 03.12.2012 tarihli dilekçesi;

 

                        Bu dilekçe Kayseri – İncesu Belediyesi Başkanlık Makamına hitaben yazılmış olup, Tarafımızdan ileri sürülen suç iddiaları ve bulgularıyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Bu dilekçenin dayanaklarıyla birlikte yukarıda sözü edilen Ağır Ceza Mahkemesi dosyasına intikaliyle , dosyada delil olarak değerlendirmesinin yapılması yönünde Avukatlar talepte bulunmuşlar , Mahkeme de talebi değerlendirmeye almıştır.

 

                        (5) Ve nihayet Kayseri Valiliği bünyesinde idari soruşturmayı sürdüren Vali Yardımcısı Ali Yener Erçin ile ilgili gelişmeler;

 

                        Bu konudaki gelişmeler kamuoyuyla ayrıca paylaşılacaktır.

 

                        (6) Bu gelişmeler yaşanırken , Kayseri Büyükşehir Belediyesinde üst düzey görev yapan Kamu Görevlileri ve bazı İş Adamları da Genel Başkanımız aleyhine toplam 40 adet manevi tazminat davası açmışlardır;

 

                        Bu davalardan 30’u reddedilmiştir. 7’si derdesttir. 3’ü kısmen kabul , kısmen red ile sonuçlanmıştır.  Bu 3 dosya ile ilgili temyiz süreci sonuçlanmamıştır.

                        . Sayın Ilıcak;

 

                        Olayın başından bu yana hiç kimse hakkında doğrudan ya da dolaylı olarak infaz anlamına gelebilecek bir değerlendirme yapmama özeni  ve sorumluluğu içinde olduk.  Ancak, Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı ciddi bir yolsuzluk ilişkileri ağının bulunduğu konusunda ısrarlı olduk.  Zira, bulgular ve gelişmeler bunu göstermektedir. Yukarıda 6 ana başlık halinde anlattığımız bulgular, iddia ve tespitimizi doğrulamaktadır.

 

                        Bu bulguların dışında daha pek çok delilden söz edilebilir. Ancak, bu aşamada teknik ya da ayrıntı anlamına gelebilecek veyahut “dosya kapsamı değerlendirmesi” anlamına gelebilecek açıklamalar içine girilmesinin yanlışlığı ortadadır.

 

                        Yukarıda anlatımı yapılan süreç bile idari ve adli anlamda tahkik edilmesi gereken ciddi olayların varlığını göstermektedir.

                        . Hal böyle iken; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının , Kayseri Büyükşehir Belediyesi odaklı olarak hiçbir suç ilişkisinin bulunmadığı ve  suçlama yapılan kişilerin tümünün aklandığı yönünde açıklama yapmasının ciddiye alınacak bir yönü olabilir mi?

 

                        . Bu gelişmeler karşısında, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının yalan beyanda bulunduğu açık değil midir?  Kamuoyunu yanılttığı, yaygara kopardığı, demagoji yaptığı, bilgi kirliliği yarattığı açık değil midir?

                        . Demagoji ve bilgi kirliliği yoluyla gerçekleri gizlemek, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yakışır mı?

                        . Bir diğer husus; Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının yaptığı bu açıklama, hem de Bütçe Görüşmelerinde yaptığı bu bilgi kirliliği ve karartma ; aynı zamanda derdest ve temyiz aşamasında olan dosyalar yönünden Yargı’ya müdahale anlamına gelmez mi?

                        . Ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının, bu bulgular ortada iken, idari ve adli tahkikata yardımcı olması gerekirken, bu süreçleri engellemesi ve fail ve sorumluları himaye etmesinin bir anlamı yok mudurBunun siyasi olarak ve etik olarak sorgulamasının yapılması gerekmez mi?

 

                        Sayın Ilıcak;

 

                        Anlatımı yapılan bu olaylar silsilesinin, takdir olunur ki, habercilik yapmak isteyen, kamuoyunu doğru bilgilendirmek isteyen liyakat sahibi bir Gazeteci için  önemini ayrıca vurgulamaya gerek görmüyorum.

                       

        Hal böyle iken;  bu kadar yıllık kıdeme sahip bir Gazeteci olarak;  Siz bunları öngörememiş olabilir misiniz? Araştırmacı bir Gazeteci olmanıza rağmen, bu hususları öngörememeniz,  zaafiyet anlamına gelmez mi?

 

         Siz’in gibi yetkin, konulara ve kavramlara hakim olan bir Gazetecinin , bu bulgulara rağmen yukarıda sözü edilen analizleri öngörememesi söz konusu olabilir mi?

 

                        Veyahut  bu süreç ve bulgulara rağmen, bu gerçekler Tarafınızdan neden görülmemekte ,  neden Büyükşehir Belediye Başkanı için , “ O’nu himaye edecek özel bir söylemi” ısrarla dile getirmektesiniz ?

 

                        Bırakalım…… İdari ve adli süreç işlesin….

 

                        Maddi gerçek ortaya çıksın…. Hiç kimse, hele Hükümet bu sürece müdahil olmasın, soruşturmayı engellemesin.

 

                        Gazetecinin de varlık sebebi bu değil midir? Haberciliğin temel ilkesi  bu değil midir?

 

                        Anlatımı yapılan bu bulgulara rağmen, maddi gerçeğin ortaya çıkması engellendiği ve karartıldığı için, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Kayseri Valiliği Kurumsal olarak zan altında kalmaktadır.

 

                        Buna bir şekilde yol açmak, sorumsuzluk ve keyfilik anlamına gelmez mi?

 

                        Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi; herkesin görev , yetki ve sorumluluğunu bihakkın yerine getirmesi amacıyla iş bu açıklamanın yapılması gereği duyulmuştur.  İyi günler ve esenlik dileklerimle….

Atilla Kart

Konya Milletvekili