birinci toplu sözleşme görüşmesinde, üyeler bize çok uzlaşmaz olmamamızı söylemişti. Ana tema, işler yani istihdam güvencesi idi. Bütün işçiler, tıpkı bizim gibi, şirkete inanmak hastane randevu alma

istiyordu. Bugün bakış açısı tamamen değişti. İnsanlar, doğruyu söylediklerinde bile yönetime güvenmiyor” (Berggren, 1993:32). İşte böyle bir deneyimden geçtikten sonra, NUMMI’de 1991’deki yerel sendika seçimlerini yıllar sonra, yönetimle uzlaşmaya karşı çıkan muhalafet eğiliminin kazandığı görülmektedir. Yine ABD’de Mazda’nın Detroit yakınlarındaki fabrikasında da, UAW başlangıçta son derece uyumlu bir sendikal çizgi hastane randevu alma izlemiş, fakat işçilerin artan rahatsızlığı sonucu 1989 yılındaki yerel sendikal seçimlerde daha radikal bir önderlik seçimi kazanmıştır. Bunun üzerine 1991’de diğer Japon fabrikalarına örnek oluşturabilecek çok önemli bir toplu sözleşme imzalanmış ve üyelerin de yoğun desteğiyle ilk kez yalın üretimin temel ilkelerinde yönetime bazı şeyleri kabul ettirmek hastane randevu alma mümkün olabilmiştir.

 

Fabrika planı ve iş süreci dahil, yeni teknolojik uygulamalarla ilgili bütün değişiklik planlarından sendikanın önceden bilgilendirilmesi, dışarıya iş verilmesi ve taşeron kullanımına dair kararlarda sendikanın daha etkili olması, geçici işçi kullanımının sendika denetiminde gerçekleşmesi ve tam zamanlı işçi alımını engellemek amacıyla sgk borç kullanılmaması, sağlık ve güvenlik gibi konularda sendikal taleplerin daha etkin kılınması, bu yeni sözleşmedeki önemli maddelerdendir (Berggren, 1993:31). Yine Mazda’da UAW ile 1991’de yapılan toplu sözleşme, daha önceki bölümlerde sözünü ettiğimiz, yalın üretimdeki sgk borç ince işçi-işveren dengesinin kırılganlığına iyi bir örnek oluşturmaktadır. Sendika 1991 sözleşmesinde diğer maddelerin yanı sıra önemli bir başarı elde ederek, dört günlük ücretli izin hakkı elde etmiştir. Bu izinleri kullanmak için işçilerin sadece birkaç saat önceden amirlerine bildirmeleri yeterli olabilmektedir. Onca “karşılıklı işbirliği” söylemine rağmen, işçiler, öncelikle Cuma günleri olmak üzere bu haklarını derhal kullanmaya başlamışlar ve hatta kimi bölümler sgk borç Cuma’ları kapanma noktasına gelmiştir.

 

Yönetim bu hakkın kullanımını kısıtlamak amacıyla özellikle Cuma günleri için prim ödemeyi önerdiyse de işçiler kazandıkları bu tek özgürlük alanlarını feda etmek istememişlerdir. Bunun üzerine yönetim anlaşmayı tek taraflı olarak bozmuştur (Berggren, 1993:30). Anlaşılan Japon yöneticiler, Mazda’da Japon emeklilik sorgulama işçileri düzeyinde bir motivasyon oluşturmakta zorluk çekmektedirler. İş yoğunluğunun azaltılması ise, diğer ülkelerdeki yalın üretim uygulamalarında gerçekleştirilen toplu sözleşmelerin hemen hepsinde dokunulmazlık içeren bir alan olarak kalmaktadır. Yalın üretimde emeği kuşatan temel faktörlere karşı bütünlüklü ve kökten bir muhalefet henüz gelişememiştir (Richardson ve Kilmister, 1994:61). Ancak böyle kökten bir emeklilik sorgulama muhalefetin koşullarının ülkelerin diğer sosyoekonomik güç dengeleriyle de belirleneceği göz ardı edilmemelidir.