Kadınlar günü, kadın örgütlenmeleri, kadına yönelik çağrılar, davetiyeler vs… toplumsal sahada bir illüzyon yaratmaya devam ediyor!

Özellikle de siyasi hamlelerde, göze çarpan “kadın kotası”, esası gölgeliyor!

Sergilenen bu gözbağcılık, aymazlardaki rahatlığı artırıp toplumsal düzlemdeki önemli bir yarayı yine ilgisizliğe terk ediyor!

 

Kalemimle bu yaraya ümidin merhemini sürmek niyetinde değilim.

Ciddiyeti anlayamamanın ciddiyetsizliğini yaşayanlar, bunu yeterince yapıyor zaten. Niyetim, toplumsal gerçeklikleri riyasızca sunarak toplumsal dönüşümlerdeki itici gücü yani “kadın”ı görevine çağırmak…

 

Değerli hemcinslerim, Atatürk döneminde, en yüksek kadın milletvekili oranı Finlandiya’daydı. Onun hemen arkasından da, Türkiye geliyordu. Şimdi İsveç’teki milletvekillerinin yarısı kadın… Türk kadınından tam on yıl sonra siyasal haklarına kavuşmuş olan Fransa da bile oranlar gayet iyi. Ama Türkiye’de durum hiçte parlak değil… 

 

Dikkat ediniz!

 

Siyasal düzenlerde, kadını tanımlayan simgeleri kadın yaratmamaktadır. Gerek ilkel gerekse uygar ülkelerde siyaset, erkeğin dünyası olduğu için kadına ilişkin kültürü biçimleyen fikirler erkeklerin kafasında gelişen fikirlerdir. Dolayısıyla biz kadınlara öğretilen “kadın” kavramı, erkeklerin yarattığı ve erkeklerin gereksinmelerine karşılık verebilecek biçimdeki kadındır.

 

Cinsel politika bizlere; ev işi, çocuk bakımı gibi eylemleri yüklerken, insancıl oluşumların geri kalan tümünü; ilgi ve istek duymayı, ilerleme ve yükselme hırsını erkeklere bırakmaktadır. Bu düzen, her türlü ırk ayrımından, sınıfsal bölünmeden daha keskin bir biçimde sürmektedir.

 

“Kadın”ın sorunları (özel alana giriyor diye) hanenin karanlık iç bölgelerine havale edilince, insan ilişkilerinin “doğal” ve “değiştirilemez” boyutları olarak algılanmaya başlamıştır. Çağdaş normatif ve politik teori “toplumsal cinsiyet körlüğü” hastalığına yakalanmış durumdadır.

 

Mahrem alandaki iktidar ilişkileri, yok sayılmaktadır. “Mahremiyet” kavramının buğulu lensleri, kadın sorununun kamusal düzlemde tartışılması gerektiği gerçeğinin görülmesine izin vermemektedir. “Özel meseleler” olarak görülen konuların, kamusal hale getirilmesi biz kadınların çabası ile mümkün olacaktır. Unutulmamalıdır ki, sahici bir demokrasi yatak odalarından dağılanıdır.

 

Hâlihazırdaki toplumsal görüntü, üründür. Oysa kadın, tohumdur. Diğer deyişlerle; toplumumuzdaki çıkmazlardan kurtulmanın tek yolu bizlerden geçmektedir. Bilhassa da, Türk siyasal yaşamındaki yozlaşma ile Meclisteki kadın sayısı ters orantılıdır. Kadın oranı azaldıkça yozlaşma artmaktadır. Kadın, en çokta parlamentoda elzemdir. Bu ihtiyaç, bizlerin daha dikkatli, daha sebatlı, daha çalışkan ve daha nazik olmamızdan kaynaklanmaktadır.

Kadın, sağduyu ve idealizmdir. Kadınsız bir dönüşüm çabası, akıntıya kürek çekmektir. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra kurulan ilk sivil toplum örgütünün, Türk Kadınlar Birliği oluşu bir tesadüf değildir!!!

 

Lacivert takımların gölgesinde; sağduyu, idealizm ve nezaketten uzakta filizlenmeye çalışan rasyonel siyaset, bizlerin alakasına muhtaçtır. Arsız ve mütemadi bir iştahla doyurulmayı bekleyen egosu karşısında yenik düşen; bilinçaltının kuytusunda gizlediği tutkuları ve müptezel istekleri karşısında naçar kalan erkeğin, siyaset sahnesindeki baskıcı rolü tarafınızdan derhal tartışılmalıdır.

 

Kemalizm’in bekçisi ve geleceğin öncüsü kadınlar!

Elinizin hamuru ile politikaya karışacağınız ve bizler için adil bir gelecek yoğuracağınız yepyeni çağlar dileği ile…

Sağlıkla kalın.