CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye’de kaçak ve kayıt dışı gıdaların halk sağlığını tehdit ettiğini belirterek, “Hazır yemek sektöründe kullanılan kıymalarda dana etine kanatlı eti, at-eşek eti, yabancı doku, iç organ karıştırılıyor.Kıymalı pideye domuz eti kıyması katılıyor. Tavuk kemikleri öğütülüp salama katılıyor. Toz ve pul biberlere kiremit tozu karıştırılıyor. Boyanmış iç yağdan kıyma yapılıyor” dedi.

Oran yaptığı açıklamada halk sağlığı ve gıda teröründe AKP’nin "yetersiz" ve "başarısız" olduğunu, ülkede adeta bir “gıda terörü” yaşandığını iddia ederek şöyle dedi:

“Taklit ve sahte üründe dünya üçüncüsü olan Türkiye’de en büyük tehlike ise gıda alanında yaşanıyor. Dönerden sucuğa, zeytinyağından peynire, tereyağından tavuk etine, pirinçten bala neredeyse her türlü gıda maddesinin sahteciliği yaygın biçimde devam ediyor.

“EN BÜYÜK TEHLİKE ET VE SÜT ÜRÜNLERİNDE”

Gıdada en büyük tehlike et ve süt ürünlerinde... Kıymalı pideye domuz eti kıyması katılıyor. Tavuk kemikleri öğütülüp salam yapımında kullanılıyor. Hayvanların kemikleri, zarları, tavuk derileri, bağırsakları toplanarak mekanik kıyma haline getirilip halka satılıyor, gıda teröristleri, çöpe atılması gereken atıkları halka satarak, yediriyorlar. Mekanik kıymalar döner yapımından sucuğa, lahmacundan kebaba kadar her üründe karşımıza çıkabiliyor.

Yoğurda bitkisel yağ ve jelatin katılıyor, jelatin, domuzun deri veya kemiklerinin kaynatılmasıyla elde ediliyor. Küf tutmuş ve bayat peynirler eritilerek, eritme peyniri olarak satılıyor.

Sahteciliğin çok yaygın olduğu diğer ürünlerin başında ise sigara, içki, kozmetik, ilaç, zeytin, zeytinyağı ve bal geliyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından çıkarılan gıda kodeksleri ve yönetmelikler aslında birçok ürünün içeriğini nasıl hazırlanacağını, yetiştirileceğini net olarak ortaya koyuyor. Ancak halk sağlığını tehdit eden, özellikle hamile, çocuk ve yaşlılarda ölümlere yol açan gıda terörüne karşı mücadelede hükümet yetersiz kalıyor.”

“EKMEĞİ BEYAZLATMAK İÇİN HAMURUNA KARBONAT KATILIYOR”

Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin yaptığı bir araştırmada saptanan hileli üretim yöntemlerine işaret eden Oran, şunları ifade etti:

“Ekmeği beyazlatmak için hamuruna karbonat katılıyor.

Ekmeğin geç bayatlamasını sağlamak, su kaldırma oranını artırmak, olduğundan daha büyük göstermek, kabartmak gibi amaçlarla ekmek yapımında çok çeşitli enzim ve kimyasal madde kullanılıyor. Bu maddelerin bir kısmı belirli bir dozdan fazla kullanıldığında insan sağlığına zararlı hale gelebiliyor.

Kepekli ekmek ve çavdar ekmeği gibi özel ürünlerde bazı merdivenaltı fırınlarda gıda boyası ya da kakao kullanılıyor.

Paket içinde dilimlenmiş olarak satılan ekmeklerin bayatlaması sonucu ‘aflatoksin’ oluşuyor. Bu nedenle bu tür ekmekleri alırken üretim tarihi ve son kullanım tarihlerine iyi dikkat etmek, paket açıldığında küf kokusu alınırsa ekmeği tüketmemek, hemen tüketilmiyorsa buzdolabında saklamak gerekiyor.

Ekmeklerin içine konulduğu geri dönüşüm ürünü poşetler ekmeğin kalitesini olumsuz etkiliyor.

“PEYNİRE KİREÇ KATILIYOR”

Ufalanmış peynir birleştirilip yeniden kalıplanıyor.

Peynire bitkisel yağ karıştırılıyor.

Küf tutmuş ve bayatlamış peynirler eritilerek krem (eritme) peynir haline getiriliyor.

Beyaz peynir, içine kireç katılarak parlak hale getiriliyor.

Nişasta ve bitkisel yağ katılmış döküntü beyaz peynirler yağlı tulum peyniri olarak satılıyor.

Küflü kaşarlar eritme peyniri yapılıyor.

Sütün öz yağı alındıktan sonra yerine yağlı süt izlenimi verecek şekilde katı/margarin yağ karıştırılıyor.

Bayat ya da sağlıklı bir şekilde korunmamış sütler kayıtdışı olarak satın alınıp şarküteri ürünleri yapımında kullanılıyor.

Peynir altı suyundan ve süt tozundan yapay süt imal ediliyor.

Süt kullanılması gereken ürünlerde (UHT süt ve yoğurtlarda) süt tozu kullanılıyor.

Büyükbaş hayvan yağından elde edilen jelatin toz halinde yoğurda katılarak yoğurt kıvamlı hale getiriliyor ve köy yoğurdu olarak satılıyor.

Tereyağına patates ve margarin karıştırılıyor.

“HALK BİLMEDEN AT EŞEK ETİ YİYOR”

Et terbiye edilirken su katılarak ağırlaştırılıyor. Bu et tencereye girdiğinde ağırlığının yaklaşık yüzde 20 sini kaybediyor.

Dana kıymaya tavuk kıyması, tavuk sakatatı, boyanmış iç yağ katılıyor.

Hazır yemek sektöründe kullanılan kıymalarda dana etine kanatlı eti, at-eşek eti, yabancı doku, iç organ karıştırılıyor.

Sıhhi olmayan koşullarda üretilen ya da saklanan salam ve sosis gibi ürünlerde Salmonella ve Listeria adı verilen virüsler üreyebiliyor.

Halen yürürlükte olan gıda mevzuatı, işlenmiş et sektöründe, beyaz et karışımlı ürünlere izin verdiği için, mevcut tesislerde kırmızı ve beyaz et üretimi genellikle aynı çatı altında, aynı makina parkı kullanılarak yapılıyor. Bu tesislerde kırmızı ve beyaz et üretimi genellikle aynı çatı altında yapıldığı için yüzde yüz ürünlerde bile bu koşul yerine getirilemiyor. Karma ürünlerde karışım oranlarının belirlenmesi de çok zor olduğu için bu durumlarda yapılması gereken karışım oranlarında belirtilen ürünlerin miktarları ile satın alınan ürünün fiyatı arasında bir karşılaştırma yapmak.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının karma et uygulamasına son vermek üzere başlattığı çalışma, üretim aşamasında bu etlerin ayrı ayrı işlenmesini zorunlu kılarken tüketicinin de korunması açısından önemli bir adım oluşturuyor.

Salam, sosis ve sucukların içine baharatla karıştırılmış soya, hayvansal etsel atıklar, akciğer vb. iç organlar, kireç suyunda soyulmuş sarımsak karıştırılıyor.

Son kullanma tarihi geçmiş sucuklar yeni yapılan sucukların içine katılıp yeni imal edilmiş gösteriliyor.

“TAVUK ETİNİ ÇAMAŞIR SUYU İLE BEYAZLATIYORLAR”

Tavuk dönerin içine tavuk derisi, bağırsak, paça ve sakatatlar baharatlanarak karıştırılıyor.

Bayat tavuklar çamaşır suyu ile beyazlatılarak taze görüntüsü veriliyor.

Zeytinyağına pamuk, ayçiçeği, kanola vb. bitkisel yağ karıştırılıyor.

Ancak sabun üretiminde kullanılabilecek yüksek asitli yağlar ısıl işlemden geçirilip ‘natürel sızma zeytinyağı’ diye satılıyor.

Zeytinin rengi koyulaştırılmak ve parlak hale getirilmek tekstil boyası/kimyasal boya kullanılıyor.

Zeytinyağının küspesinden elde edilen prina yağı kolon sızması diye adlandırılan yöntemle, zeytinyağının içine karıştırılıyor. Derin dondurucuya 15 dakika bırakılan zeytinyağının bir kısmı donup, bir kısmı donmadığı taktirde bu yağda tağşiş olduğu kolayca anlaşılabiliyor.

Ticari glikozun içine bir miktar polen, renklendirici ve esans katılarak sahte bal imal ediliyor. Bu bal ‘arı görmemiş bal’ olarak adlandırılıyor.

Arıların daha çok ve kolay bal yapabilmesi için arıcılar tarafından bal üretim mevsimlerinde kovanların önüne sakkaroz (şeker şurubu) veya glikoz konuluyor. Böylece gerçek bal özelliği taşımayan ‘bal’ üretiliyor. Bu ballara arı karnı görmüş bal deniliyor. Bu sahteciliğin tespit edilmesi ancak ileri teknolojiye sahip gelişmiş laboratuvarlarda mümkün olabiliyor.

Ticari balın içine yaklaşık yüzde 10 bal katılarak elde edilen karışım, ‘doğal süzme bal’ olarak satılıyor.

Petekli ballarda saf balmumundan yapılmış petek kullanılması gerekirken daha ucuz olan petrol ürünü kanserojen mum karıştırılmış petek kullanılıyor.

Arıcıların kovanlardaki mum güvesine karşı kullandıkları naftalin bala karışıyor. Bu naftalinli bal imha edilmesi gerekirken piyasada satılıyor.

“KÜFLÜ ÇAYLAR PİYASADA”

Türkiye'ye giren kaçak çay miktarında son yıllarda büyük bir artış görülüyor. Kaçak ürün girişi doğası gereği denetim dışı olduğu için bu ürünlerde sahtecilik çok daha yaygın görülüyor. Yerli çay üretimi sırasında depolama dönemi çok önemli. Depolarda uygun koşullarda muhafaza edilmediği için küflenmiş çaylar kullanıma sokuluyor.

Kırmızıbibere kiremit tozu ya da kimyasal boyalarla renklendirilmiş yabancı maddeler katılıyor.

Karabiberin içine kanserojen özellik taşıyan boya maddeleri ile renklendirilmiş yabancı maddeler karıştırılıyor.

Bitkisel baharatların içine kurutulmuş ot karıştırılıyor.

“ALKOLLÜ İÇKİDE ÖLÜMCÜL METİL ALKOL”

Yüksek vergi oranı nedeniyle kaçakçılığın yaygınlaştığı bu sektörde, metil alkol içeren alkollü içecekler (özellikle rakı, viski ve kanyak) büyük bir sağlık riski oluşturuyor. Bu nedenle içkilerin satın alındığı yerin güvenilir olması, dökme içki kullanılan yerlerde içki tüketilmemesi, içkinin bandrolüne ve ambalajına dikkat edilmesi gerekiyor.”

“HALKIN SAĞLIĞI CİDDİ TEHDİT ALTINDA”

Oran, gıda maddelerinin genellikle kolay bozulabilir ürünler olduğuna dikkat çekerek, “Bu ürünlerin sağlıklı koşullarda üretilip saklanması gerekir. Aksi halde sağlık açısından önemli risklere yol açılır. Bu riskler, üretim standartları en yüksek ülkelerde bile ortaya çıkabiliyor. Gelir düzeyi düşük büyük halk kesimlerinin çaresiz biçimde ucuz ürünlere yönelmesi, onları bu tür hileli ürünler tüketme tuzağına düşürüyor ve ciddi sağlık riskleri ile karşı karşıya getiriyor. Bunların sonucunda ülkemizde adeta bir ‘gıda terörü’ tablosu ortaya çıkıyor.Gıda terörü, özellikle et ve sütte kendini gösteriyor. Etin çok çabuk bakteri üreten bir besin olması nedeniyle, hazır kıymalar çok sayıda bakteri barındırıyor. Mekanik kıymalarda yer alan bakteriler hamile kadınlarda düşük tehlikesi yaratıyor, çocuk ve yaşlılarda zehirlenme hatta ölüm riski daha yüksek olabiliyor. Sadece ette değil süt ürünlerinde de aynı sorun yaşanıyor” dedi.

“CEZA ÖDEYİP ÜRETİME DEVAM EDİYORLAR”

Hileli gıdaya karşı uygulanan cezaların caydırıcılıktan uzak olduğunu belirten Oran, şöyle devam etti:

“Hileli üretim yapan firmalar para cezasını ödedikten sonra tekrar üretimine devam ediyor. Çünkü bu firmaların günlük kârı ödedikleri para cezasının çok çok üzerinde…

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlık yaklaşık 43 bin gıda üreticisi işletmeye karşılık, kayıt dışı üretim ve satış yapan 450-500 bin civarında işletme bulunuyor.

Bu konudan sorumlu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 500 bin işletme ve satış noktasını sadece 5 bin dolayındaki elemanla denetlemeye çalışıyor .

Yaklaşık iki yıldır Tarım Bakanlığı hileli gıda üreten-satan firmaları teşhir ediyor. Ancak 5 bin dolayındaki denetçiyle 500 binin üzerinde işyerinin sağlıklı bir şekilde denetlenmesi, aksaklıkların tespiti, sorumlularının cezalandırılması ve teşhiri olanaksız.

Hileli gıda sektörünün bu denli büyümesinde denetimlerin yetersiz kalması etkili oluyor.

Son 12 yıldır, mesleki eğitim bilinçli bir şekilde yapılmadı. Üretim desteklenmedi, gıda sanayicisi rekabet gücünü kaybetti ve Türkiye birçok üründe kontrolsüz, ucuz ithalata ve de denetimsiz, hileli iç üretime mahkum edildi.