Tuzla’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden CHP’nin önde gelen siyasetçilerinden Tekin Ağırman’ın sanatçı eşi Özlem Ağırman kendisine ait sosyal paylaşım sitesinde, gündemi değiştirecek, insanı düşünceye sevk eden bir yazı kaleme aldı. Yazısında “Yaşadığım sürece sevgili eşimin basit bir cinayetin kurbanı olduğuna inanmayacağım”diyen Ağırman, yazısında Osmanlı döneminde ki taht kavgasından örnekler vermesi ise dikkat çekti.

 

İŞTE AĞIRMAN’IN KENDİ SOSYAL PAYLAŞIM SİTESİNDE YAYIMLADIĞI O YAZISI

Sanma ey dil ki saadet bula bir dem hazele Verdi Hallak-ı cihan mübtezeli mübtezele…..

                “Ey gönül, hazelenin bir dem olsun mutluluk bulacağını sanma; çünkü cihanı yaratan, mübtezeli mübtezelin emrine vermiştir.”

Son  zamanlarda hiç durmadan babaannemin bir sözünü düşünüyorum. Babaannem ne zaman dua etse  ”Allah kimseyi alıştırmasın.” derdi. Bir akşam ellerini sevip niye böyle dua ettiğini sordum, elini yanağıma koyup “Alışmak ar damarını çatlatır insanın evladım; ar, namus, edep,  haya kalmaz, normalleşir her şey. O zamanda yapılan hiçbir çaba dikiş tutmaz.” dedi. Bir asırdır geri kalmaya zorlanan  toplumlara yapılmaya çalışılan tamda bu; savaşlar, mezhep çatışmaları, kadın cinayetleri.  Saptırılmış dini inanç şekilleri ve bunları kanıksamış değer yargılarını, daha da önemlisi özgürlüklerini kaybetmiş halklar…

Bu gidiş iyiye doğru değil. Coğrafyamız cehenneme dönmüş durumda. Ortadoğu kan, barut, gözyaşı ile sulanırken yakılan ateşin alevleri bize de sıçramaya başladı. Farkında mıyız? Acaba..? Sayın savcıya yapılan  suikast ve sonrasında cereyan eden olayları çok iyi analiz etmek lazım. Bu süreç bir çok felakete gebe. Yaşanan olayların   hangi büyük depremin öncüsü olduğunu bilmiyoruz; sağ duyulu ve çok akıllı olmalıyız. Daha şimdiden sosyal medyada kişilere, mezheplere   yönelik  dehşete düşüren fikirler ortaya atılmaya başlandı.

Yazıma Ortadoğu ile başlamamın sebebi bu coğrafyadaki ülkelerin çağlar boyunca sahip olduğu enerji kaynakları, iktisadi zenginlikleri   ve dinlerin inanç merkezleri olmalarıdır;  bu durum, dünyanın sömürgeci, egemen güçlerinin bu ülkeler üzerinde büyük oyunlar sahnelemelerini tetiklemiştir. Son 50 yılda İran ve Afganistan başta olmak üzere tüm ülkelerin durumu ortadadır; ‘Türkiye Cumhuriyeti ise bu coğrafyanın tek taş pırlantasıdır.’. İşte bu yüzden çok dikkatli olmalıyız. Biz bir kere kaybedersek bir daha kazanma şansımız olmaz; çünkü birbirimize karşı saygımızı, inancımızı, birliğimizi hiç bu kadar kaybetmemiştik. Yıllarca önce Hacı isminde bir kitabın ilk sayfası beni dehşete düşürmüştü. Kitap Filistinli bir genç delikanlının gözünden İsrail –Filistin  çatışmasını anlatıyordu. Gencin kurduğu cümle şöyleydi: “Ben ağabeyime karşıyım; ağabeyimle ben babama karşıyız; babam, ağabeyim, ben amcama karşıyız; ailece kabile reisimize karşıyız; kabile reisimiz ile birlikte öbür kabile reisine karşıyız; hep birlikte kafire karşıyız.”. Bunun anlamı ne? Kendi içinde bu kadar karşı karşıya gelen bir toplumun tehlikeye ve düşmana vereceği mücadelede başarılı olma şansı  var mı? Sizce..? Elbette yok…

   Şu zor zamanları ancak birlikle saygıyla aşabiliriz. İnsan oğlunun güç ve iktidar uğruna yapamayacağı yok. Yaşadığım sürece sevgili eşimin basit bir cinayetin kurbanı olduğuna inanmayacağım. Hırs insanı her türlü çamura bulaştırır; kişi kendini yaratanı unutur, sürekli hesap yapar. Ne büyük gaflet! Yazıma tarihten  ibretlik bir alıntı ile son vereceğim. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu 2. Selim lalası ile saltanat üzerine sohbet ederken şöyle demiş: “Sultan babam tahta Mehmet ağabeyimi ister; ulema ve asker Mustafa ağabeyimi, annem Hürrem Hatun kardeşim Beyazıt’ı.. Eh, bizi de Allah istesin.”.

            Eee.. Kulun bir hesabı varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Bu kadar telaş niye?

Ağırmanın yazısını kendi sosyal paylaşım setesinden okuyabilirsiniz.