Diyanete 6.5 milyar TL bütçe ayrılmış.
Bu yetmemiş.
Bir de İlahiyat Fakülteleri, İmam Hatipler ve zorunlu ve seçmeli din derslerini kapsayan din eğitimleri için devasa bütçesi var.
AKP hükümeti dinsel vesayetini güçlendirecek 2016 bütçesi hazırlamış. Bütçede halkın talep ve ihtiyaçlarına ise cevap aranmamış.
Halka uzak, ama dinsel vesayete yakın bir bütçe!
18. yüzyıl kralları, din adamlarını vergiden muaf tutan zihniyete sahip.
2016 Diyanet İşleri Başkanlığı ve din eğitim bütçesi özellikle devlet eliyle dinci gericiliği ve mezhepçiliği üretmeye ve beslemeye kararlı görünüyor.
Bütçenin diğer özelliği ise demokratik bir hak olarak toplumsal muhalefetin varlığını ve demokratik tepkilerini devletin şiddet aygıtlarıyla bastırmak isteyen “güvenlikçi” yaklaşımıdır.
Bütçenin dinsel ve güvenlikçi vesayeti güçlü kılmak isteyen yönü kendini ele veriyor.



Dindar ve kindar nesil yetiştirmek ve kamuoyunu devletin şiddet aygıtları yoluyla sindirmek amacını taşıyan bir bütçe yapılmış.
2016 bütçesi ile “Din ve milletçe bütünleşme adına” diyanetin mezhepçi bütçesi ile topluma “biat et” mesajı verilmiş.
Bütçe laiklik yerine teokrasiye yatırım yapıyor.
Sağlık ve eğitim gibi devletin asli görevi olan kamu hizmetlerini çökerten bütçe politikaları, halka “paran kadar sağlık ve paran kadar eğitim” dayatıyor.
Ama asla bir devletin görevleri arasında sayılmayacak “din hizmeti” mezhepçilik üzerinden ve ücretsiz olarak dayatılıyor.
Kamusal olan sağlık ve eğitim hizmeti özelleştiriliyor, özel olan din ve inanç ise kamusallaştırılıyor. Komik ama böyle.. Burası Türkiye!
Bütçenin mantığında laiklik ve eşitlik yok sayılmış. Otoriter ve teokratik bir devlet bütçesi hazırlanmış.

 

Din ve mezhep bütçesi ile halkın hak arama bilinci köreltilmek ve itaatkâr kılınmak istenmiş. Bunun içinde Diyanete ve din eğitimi ve din eğitim kurumlarına devasa bütçe ayrılmış.
Devletin 150 bin imamlı en büyük asimilasyon merkezi haline gelen camisine ayrılan Diyanet dinin MGK’sı olarak bir vesayet kurumu haline getirildi.
2012 yılında 3 milyar 891 milyon liralık bütçeye sahip Diyanet, 2016 yılında bütçesi 6.5 Milyar TL çıkıyor. Din bütçesindeki bu radikal artışlar, nedense emekçilerin maaşlarına yansımıyor!

 

Din finansmanı laikliğe aykırıdır
2016 AKP bütçesi hukuksal, inanç özgürlüğü ve hizmet anlayışı itibariyle, Sünni-Hanefi mezhebiyle sınırlı ele alınıyor. Bu özelliği itibariyle laiklik ve eşitlik ilkesine aykırıdır.
Alevilerin, gayrimüslimlerin ya da inanma hakkını kullanan yurttaşların vergileriyle sadece Sünni inancı beslemek ve kollamak eşitliğe aykırıdır. Adaletli değildir.
Oysa Anayasa’nın 73. Maddesi’nde “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın 73. Maddesi, kendisinden üstün bir norm olan 2. Maddesi’ndeki “İnsan Haklarına Saygılı, Laik, Demokratik, Sosyal, Hukuk Devleti” ilkesi doğrultusunda yorumlandığında; devletin kamu gideri olarak yurttaşlarından aldığı vergiyi yurttaşlarına kamu hizmet için adaletli ve eşit şekilde “laiklik ilkesi” ekseninde harcaması gerekir.
Halktan “vatandaşlık esasına göre” toplanan vergiler “mezhep esasına göre” harcanamaz!
Bu Anayasa’ya aykırıdır!
2016 bütçesi ile AKP hükümeti, halkın vergilerini “kamu gideri altında” Sünni-Hanefi inancına tahsis ediyor.
Bu durum sadece laiklik ilkesine değil, aynı zamanda diğer inançlara (Alevilik, Hıristiyanlık, Musevilik, Ezidilik) hizmet için herhangi bir şekilde vergiden bütçe tahsis edilmemesinin hukuka ve “eşitlik ilkesine” de aykırı olduğu anlamına gelir.
“Kamu Gideri” sadece Sünni inanca mensup vatandaşlara “dinsel gider” olarak aktarılması, diğer inanç mensuplarının ihtiyaçlarının “kamu gideri” içinde kabul edilmemesi anlamına gelen, eşitlik ilkesine aykırılığın da tezahürüdür.
“Kamu Gideri” adalet ve hakkaniyet ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde; Cami inşasının, camilere, Kuran kurslarına, Sünni din eğitimine ve Sünni eğitim kurumlarına bütçe aktarılmasının, Sünni din adamlarının maaşının ödenmesinin, bir kamu gideri olmadığının bilinmesi ve hukuksal olarak kabul edilmesi gerekir.
Dolayısıyla TBMM çatısı altında mezhep bütçesinin miktarını ve dağılımlarını belirleyen 550 milletvekili sadece anayasal suç işlemiyor, aynı zamanda laiklik ve eşitlik ilkesini de çiğniyor.
Oysa laiklik ve eşitlik gereği TBMM’deki bütçe görüşmelerinde “din bütçesine” hayır oyu kullanılmalıdır!