Sayın ve sevgili başbakanımız tarafından, din konusunda yine fena halde terslendiğimiz bir haftayı geride bırakıyoruz…

 

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Ateist bir gençlik yetiştirmemizi mi bekliyorsun!” paylamasını, belleğimizdeki yorgun sandığa tıkıştırmadan evvel biraz irdeleyelim istiyorum.

 

 Fırsattan istifade “Cumhuriyet ve Din” konusuna değinmeyi ve tabir yerindeyse “İ” lere noktalarını koymayı diliyorum.

 

Din konusu, yıllardır kendini aydın sanan aymazlarca “ateş” addedildi. Ona; yanmayacak kadar yaklaşıp, donmayacak kadar ondan uzakta duran sözde aydın, bu kaypaklığı ile övünmeyi de unutmadı. Maymun; mutlu mesut gözünü yumdu, ağzını tutup dilini yuttu. Olan yine “din”e oldu. Yine anlaşılamadı, yine yalpalandı, yine yıprandı, yine kullanıldı…

 

Uzunca bir süre “sağın ve solun yobazları” arasında yalpalanmaya mahkûm kalan din; son dönemlerde ise liberal politikalar ile beraber yürüyenlerin, güç ve hegemonya hedeflerine devredildi…

 

Bazı gerçekleri kafaları karışık olanların gözlerine sokmak gerekiyor!

 

Cumhuriyeti ve Atatürk’ü dine karşı göstermek için çırpınan köktendinciler,

Dinin siyasetini ve ticaretini yapmakta çekinmeyen liboşlar,

Uygarlık ile dinin düşman olduğunu sanan aymazlar,

İslam’ın laiklik ve demokrasi ile bağdaşmayacağını düşünen sağcı ve solcu bağnazlar,

Atatürk’ü paravan olarak kullananlar,

Düşüncesizlik hakkını fazladan kullananlar,

 

DİNLEYİN!

 

1.  Atatürk, dine karşı değildi!

Çıkarcı dinciliğe karşıydı. Dinin sosyolojik bir olgu ve psikolojik bir gereksinme olduğunu en iyi kavrayan kişide Atatürk’tü. İşte bu yüzden Cumhuriyet, dinde reformdur. İslam’ın ticaret ve siyaset ile sömürülmesinin önlenmesidir.

 

2. Atatürk’e göre, din lüzumlu bir müessesedir ve dinsiz milletlerin devamına olanak yoktur.

Birçok görüşünü halka anlatma ortamı olarak camiyi seçen Atatürk değil miydi? İlk Türkçe hutbeyi verip Türkçe hutbeyi gelenek haline getiren Atatürk değil miydi? Kuran’ı ilk kez Türkçeye çevirip dinimizin daha çok insanla buluşmasını sağlayan Atatürk değil miydi? 12 ciltlik Buhari tercüme ve şerhini yaptıran Atatürk değil miydi?

 

3. Atatürk dini, tarihe gömülmüş bir çağ dışılık olarak değil, her şey gibi modernleştirilmesi gereken bir olgu olarak gördü.

Din hurafelerden arındırıldığında, toplumsal ahlakı ve vicdanları tertipleyecek bir kurum olarak iş görebilirdi.

 

 

 

4. Atatürk’e göre Kuran-ı Kerim, katılaştırılarak yüceltilemezdi!

Bu yüce kitabın üzerinde daha çok çalışılmalı daha çok düşünülmeliydi. Zira ona göre; ahengi ve rasyonelliği ile benzersiz olan bu kitap; uygarlaşmaya ve gelişmeye katkı sağlayacaktı.  (Bu noktada "insanın düşünmeleri ve akıl etmelerinin Kur’an da belirtildiğini ve herkesin (Muhammed dâhil) inançlarından kendisinin sorumlu olduğunu, dinde zorlama olmadığını, doğaya ve evrene bakarak dersler çıkarılması gerektiğini, öngören ayetler de hatırlanmalıdır.)

 

 5. Aydınlanma ile dine saygının bağdaşmayacağını sananlar ya bilgisizdir ya da aymaz!

Batı’da Aydınlanma Çağı düşünürlerinin büyük çoğunluğu ne dinsizdi ne de Allahsız. Rahmetli Kışlalıdan mülhem söylersek; “Eğer Atatürk bugün yaşasaydı sadece laiklik düşmanlarıyla savaşmazdı… Kanımca din karşıtlığını marifet sayan bir avuç entel ile de savaşırdı.”

 

 

Küçük Bir Örnek,

 

Yıl 1926…

Yer, Trabzon’un Kavaklı Meydanı Ortaokulu…

Birinci sınıfın kapısı açılır ve Atatürk görülür. Yanında ünlü din adamlarından Tevfik Hoca vardır. Hocaya “Buyurunuz” diye yol gösterir. Hoca, “Önce siz buyurunuz paşam” diye saygıyla eğilir. Ama Atatürk kabul etmez ve etrafındakilerle birlikte girerler sınıfa.

Dersin konusu, Sireti Nebi ve Kuran’dır. Atatürk, bir öğrencinin Kuran okumasını ister. Bu görev de daha sonra öğretmen olacak olan Hakkı Okan’a düşer. Atatürk dinler ve okunan suredeki “Semibasir” sözcüğünün “tecvit”teki anlamını sorar. Sonra dersi veren Vasıf Hoca’ya döner; İnşirah Suresi’ni okumasını ve yorumlamasını ister. Hoca okur okumasına da, sıra yorumlamaya geldiğinde ezilip büzülür: “Yanımda yorum kitabı yok.” der.

  Atatürk’ün kaşları çatılır.

  “Birkaç satırlık bir sureyi yorumlamak için, yorum kitabına ne gerek var.” diyerek tepkisini gösterdikten sonra sureyi, tecvit kurallarına uyarak kendisi okur. Herkesin anlayabileceği şekilde de yorumlar. Ve Vasıf Hoca’ya bir yanlışlık yapıp yapmadığını sorar.

Hoca mutlulukla ve hayranlıkla: “Siz Tanrı’nın ulusumuza armağan ettiği eşsiz bir öndersiniz.”