Madımak Katliamı’nın 23. yılındayız. 28 Haziran günü Sivas davası duruşmasında, Türkiye’nin vicdanını nasıl kaybettiğine bir daha tanık olduk. AKP yargısı katilleri mağdurun evinde, adaleti ise dün Sivas katillerine avukatlık yapan ama bugün Anayasa mahkemesi üyesi olanla arıyor. İnsanlık suçu karşından gösterilen samimiyetin derinliği bu!
Almanya’da bulunan Sivas katillerinin iade edilmesi için, AKP Adalet Bakanlığı tarafından yazılan “nota” bile, katillerin iade edilmemeleri için yazılmış! Çünkü AKP’nin “adalet” anlayışına göre katillerin “toplumsal olaylara” katıldıklarından dolayı iadesi istenmiştir. Oysa tarihinde otuz beş insanı yakarak işlenmiş bir insanlık suçu vardır. İnsanlık suçunu “hayırlı olsun” diyerek zaman aşımına uğratanlar, Almanya’nın katileri iade etmemesi için “toplumsal olaylar” argümanı kullanarak, katillerin siyasal mülteci olarak Almanya’da kalmalarını sağlamışlar.
Yüzleşmekten korkuyorsunuz
Eğer bir devlet geçmişiyle yüzleşmekten korkuyorsa, sakladığı günahları, suçları ve ahlaksızlıkları çoktur. Tüm bu günahların ve ahlaksızların sahibi devlet, suçlarını “öteki” gördüğü “makbul” olmayan vatandaşlarına karşı işlemiştir ve işlemeye devam eder.

Toplumsal çeşitliliğimizin, eşit yurttaşlık ve eşit haklar temelinde, barış içinde bir arada yaşaması için, devletin ve egemenlerin bu ahlaksızlarını ve suçlarını sorguladığınızda, onlar topluma “meşru şiddet” masaları anlatır. Çoğunluğun Türk İslam sentezine dayalı etnik ve dini kimliğini kollayarak, “ötekilerle” birbirine düşmanlaştırır. Devletin hukuk dışı şiddetine, suçlarına ve günahlarına karşı, “vatan”, “millet” ve “din” adına ürettiği “kutsal” hamasetlerle “meşru” savunmasını yapar.
Özellikle de Türkiye gibi cehaletin ve nefretin tedavi edilmediği, hukukun ve insan haklarının ayaklar altına alındığı ülkelerde, devlet erki suçlarını dine ve ecdatlarına sığınarak, “kutsal tabuların” içinde saklamasını bilir.
Siz adalet arayanlar olarak, devlete, günahlarını hatırlattıkça, devlet sözcüleri “bizim geçmişimiz temiz” demeye başlar. Devlete günahlarını hatırlatanlar her daim “art niyetli”, devletin “bekası” için katliamlar ise “iyi niyetli” ve “kahraman” olur.
Yıllar, hatta asırlar geçer, devleti yönetenlerin ismi değişir, ama tarihsel yalanları ve ezberleri değişmez. Geçmişin derin ve karanlık kuyularında biriktirdikleri onca insanlık suçu katliamlarına her daim kendilerince “haklı” bir gerekçe bulurlar. “Tarihsel zorunluluk” ya da “meşruluk” masallarını imha, inkâr ve asimilasyon politikalarının mazeret kataloğuna girmiştir.
İmha kadar inkârın kendisi de, egemenlerin sığındığı limandır. İnsanlığa yönelik suçlar ve katliamlarla doldurulmuş tarihin karanlık kuyularına ışık tutmak yerine, üstü inkâr ve yalan ile örtülür.
Ve devletin sorumlu olduğu hiç bir suç için ceza almaz. Çünkü ceza hukuku devlet için değil, yurttaş için uygulanır. Devlet adına öldüren, çalan, soyan ve hukuku çiğneyerek “kamu düzenini” bozanlar dokunulmazdır! Cezanın, cezasızlığa dönüştüğü süreçtir. Çünkü hukuk, egemenlerin egemenliğini ve düzenini korumak için yapılır. Devletin sahipleri; hukukun dışındaki, kendi hukukları ile yaşar!

Yalancısınız.
Geçmişin acılarını karanlıkta tutulan tarihin kuyularında saklayan bir ülkede, 35 insanın otelde diri diri yakılması ve insanlık suçu bir katliamın sorumlusu devletin kendini cezalandırması için, günahlarıyla yüzleşmesi lazım. Oysa bırakın geçmişle yüzleşmeyi, bu ülkenin “Adalet” Bakanı geçmişin suçlarını örtmeye çalışarak, “tarihimizde insan yakma yok” diyebiliyor.
6-7 Eylül 1955 yılında insanlar, evler, dükkânlar ve kiliseler yakılmadı mı?
1978’de Maraş’ta insanlar, evleriyle birlikte yakılmadı mı?
1980 yılında Çorum’da Veli dede fırında yakılmadı mı?
Peki bir insanlık suçu olan ve zaman aşımına uğrattığınız ve sonrada “hayırlı olsun” dediğiniz 2 Temmuz 1993’te 35 insanı otelde yakarak katliam yapan ülke, devlet kim?
Kendi katliamları, suçları ve günahlarıyla yüzleşmekten kaçan AKP, nedense Almanya’nın kendi geçmişine ve ecdatlarına ait Hitler faşizmi soykırımı, katliamları ve suçları ile yüzleşmesine karşı çıkıyor.
Bakanı “Bizim milletimizin geçmişinde insanları diri diri fırınlarda yakma yoktur” diyor, Cumhurbaşkanı “Osmanlı tarihinin katliam değil, şefkat tarihi” olduğunu savunuyor.

21. yüzyılın dünyasında kafataşçılığın ve etnik milliyetçiliğin mahkûm edildiği, suç sayıldığı bir dünyada bir Bakan kalkıp “Sütü bozuklar, kanı bozuklar Türk milletini temsil edemez” diyor, Cumhurbaşkanı ise “güya Türk. Ne Türk’ü be. Bunların kanının laboratuvar testinden geçmesi lazım” diyebiliyor.
Neyse toparlayalım;
Madımak katliamın 23.üncü yılındayız. Yüzleşemediniz. Yüzleşmekten kaçmak, yüzleşecek yüzü olmayan devlet klasiğidir. Sadece Sivas katliamında değil, tüm katliamlarla yüzleşmekten kaçıyorlar. Geçmişi karanlıklar dolu bir ülkede, birçok katliam, tarihin derin kuyularında üstü, devletin kutsal argümanlarıyla örtülerek saklanıyor.
Bu topraklarda 23 yıl önce 35 insan yakıldı.
“Kaşımak” için değil, geçmişin karanlık ve derin kuyularında saklanan hakikatleri gün yüzüne çıkarmak için. Barışmak için. Yaraları sarmaya bir yol bulmak için. Demokratikleşmeye, huzura, tanışmaya, bir arada yaşama kültürüne bir yol açmak için yüzleşerek, hesaplaşarak konuşalım istiyoruz.

Madımak Oteli’nin dumanı eksilmedi. Koray Kaya o gün 12 yaşında semaha dönerken yaşama hakkı elinden alındı. Cansız bedeni 14 yaşındaki kız kardeşi Menekşe Kaya’nın cansız bedenin yanında bulundu. Boyu kadar kitap yazmış fikir adamı Asım Bezirci dedesiyle, Behçet Aysan ve Metin Altıok gibi şairlerle, Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu ve Nesimi Çimen gibi ozanlarla, Hollandalı gazeteci Carina Cuanna Thuijs ve diğer güzel insanlarla birlikte kötüler tarafından öldürüldüler.

Madımak katliamı bize yakılan çocukları, gençleri, aydınları, sanatçıları, şairleri, ozanları, semahları, bağlamayı, gazetecileri, Alevileri, demokrasi ve laiklik sevdalılarını hatırlatıyor. Bir daha asla katliamlar yaşanmasın. Yaşanmaması için devletin ve toplumun tüm bu yaşananlarla hesaplaşması gerekiyor.

Sivas 93'ü unutmamak, 23 yıl sonra yeniden toplumsal belleğimizi tazelemek ve son 23 yıldır devlet merkezli hakikati kirleten resmi bilgi propagandası, yandaş yargının devlet katliamlarına “cezasızlık” kararları karşısında, hakikatleri haykırmaya devam edeceğiz.
Sivas davası yeni baştan görülene, gerçek katiller ve sorumlular açığa çıkana ve insan yakmanın insanlık suçu kabul edilene kadar, “biz bitti demeden Sivas davası bitmeyecek”!
Unutmayın; “Türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan güçlüdür” insan yakan tarihsel gerçeklerinizi çarpıtan mahkemelerinizin ve yasalarınızın hükmü değil, Madımak’ta yükselen türkülerin ve şiirlerin gücü geçerlidir.