Sistem kurma/yöntem geliştirme konularında başarılı bir coğrafya ve ülke değiliz. O nedenle dünyanın istikrar, yönetme, yönetilme birikimine katkımızın olmadığı çok açık.

Yeni bir şey üretmek yerine, bazı yabancı üretilmiş yapılmışların üstlerine bir takım yerlilikler mahallilikler ekliyor katıyoruz. Adına da “Türk Tipi” diyoruz..

Fikir üretimi konusunda da, diğer üretim konularında da farklı değiliz….

Adını dünyanın bugüne kadar ürettiği denediği test ettiği uyguladığı herhangi bir sistemden referans almayan; içeriğinin nasıl doldurulacağı belli olmayan bir sistemden bahsediyoruz.

Aslında bahsettiğimiz sistem bir yönetilme sistemi değil; Kesin kusursuz tek yanlı, güçlü bir yönetme sistemidir…

Devlet bir kurumdur elbette güçlü bir yönetme şekline ihtiyaç ve hatta zorunluluk duyar ancak; sistemin Millete/bireye/hak ve özgürlüklere dair hiçbir fikri yok. Yahut fikirleri açık edilemeyecek kadar, kısıtlamalarla bezemiş…

Referandum konusu bir “Başkanlık sistemi” konusu değildir.

Çünkü anılan sistem, dünyada uygulanan hiçbir başkanlık tipi sistem modeliyle örtüşmemektedir…

Biz dünyada eşi benzeri olmayan bir yönetim sistemi kuramaz mıyız!

Elbette kurabiliriz…

Yapılan çalışmalara bakıldığında verilen uğraşın eşi benzeri olmayan bir sistem kurma çalışması ve çabası içinde olmadığımızı rahatça görebiliyoruz.

Zira,Türk tipi olarak anılan bu modelin altında kaç tane Türkün imzasının olduğunu dahi bilmiyoruz…

Özetle, ülkede seçme seçilme hakkını kullanan tabanından böyle bir talep yok, Ülke siyasetini yönetenlerin yetkilerini tabana dağıtmak, tabanla paylaşmak gibi bir demokratik kültürleri de yok.

Ankara her yerde; her yer Ankara’da…

Sonuç olarak, ülke kendi menfaatlerini gözeten bir sistem güncellemesi yapacaksa, bunun en son tartışılacağı yer meclis olmalı; hakkı olmadığı için değil, her yerde her şekilde tartışıldığı konuşulduğu, sıranın artık sistem olmasına kanunlaştırılmasına geldiği içindir..