Kartal Belediye Başkanı Altınok Öz, önceki gün belediye’nin yönetim kadrosu, belediye şirketlerinin  yöneticileri, din görevliler ve bazı Sivil Toplum Kuruluşu yöneticilerini davet ettiği iftar yemeğinde, hakkında olumsuz haber yapan bazı gazetecilere ve bir kısım kişilere yönelik yakışıksız, “zibidi” nin bile söylemeyeceği bir konuşma yapmış.

 

CHP’li belediye başkanının bir gazetede yayımlanan sözleri aynen şöyle  “Kim ne yazıyorsa yazsın, kim hangi dehlize giriyorsa girsin. Kim mal bulmuş bilmem ne gibi gözünü aça aça kalemini kötü kötü döktürüyorsa döktürsün. Ne olursa olsun sevgili çalışma arkadaşlarım şunu net söylüyorum. 61 yılda Altınok adını kazıya kazıya yazdığım adımı üç-beş zibidiye çizdirmeyeceğim”

 

Gerçekten ayıpladım, bu sözler bir belediye başkanına yakışıyor mu.? İnsanları iftara davet etmişsin, günün anlamına uygun duyguların ön planda olması gereken bir ortamda, birlik beraberlikten dostluktan dayanışmadan ve kardeşlikten söz edeceğine yaptığı konuşmaya bak..

 

Bu sözleri kimin için söylerse söylesin, bu ne insanlığa ne vicdana ne siyasi terbiyeye sığır.

Bu tür günler, siyasi konuşmaların  yapılacağı kin kusulacak, birilerine mesaj verecek yerler ve ortamlar değildir.

 

Ayrıca, böyle bir ortamda bir “zibidi” nin dahi söyleyemeyeceği sözleri bir belediye başkanının söylemesini nasıl değerlendirmek lazım bilmiyorum.!

 

Yakışmadı.!

Bir insan olarak bir belediye başkanı olarak yakışmadı.

Yakışır diyorsan, al cebine koy yeri geldiğinde kullanır, bu sözün seni ne kadar büyüttüğünü görürsün.

Belediye Başkanı kendini kaf dağında görüyor, her kesin kendine göre bilmem kaç yılda yazdırdığı kazandığı bir geçmişi var, her kes kendine göre bir değerdir.

 

Bir gazeteci bilerek veya bilmeyerek yanlış veya hatalı yazabilir. Bunun karşılığı hakaret olmamalıdır. Her türlü yasal hakkınızı kullanarak gider dava eder hakkınızı ararsınız. Bunu yapmak istemzseniz konuyla ilgili yazılı açıklama yapabilirsiniz, basın toplantısı düzenleyebilirsiniz ama hakaret edemezsiniz.!

Haa, ederim diyorsanız,  oda sizin 61 yıllık söyleminizin ne kadar  boş olduğunu gösterir..

 

Ayrıca bu söylem, bu belediye başkanının nasıl bir duruma da olduğunun da bir göstergesidir.

Belediye Başkanı kendini partinin ve belediyenin tek hakimi gibi görüyor.

 

Oturup kalkıp içimizdeki İrlandalılar, içimizdeki Körfezlilerden bahsediyor. Geçmişte Körfezli’ler den bahseden belediye başkanı, körfezlilerle sulh yaptıktan sonra ağzına almadı, şimdi de, “içimizdeki İrlandalılar” diye bir şey üretti.

Belediye Başkanı niye açıklamıyor.? Kim bu İrlandalılar, ne yaparlar, ne yerler ne içerler sizi neden bu kadar rahatsız ediyorlar, açıklayın da her kes bilsin. Hatta partiye şikayet edin gereğini yapsınlar. Neden her kesi töhmet altında bırakıyorsunuz. Sonra bunlar ulu orta konuşulacak şeyler mi.? Yok mu bu partinin sahibi, nerde o filistin’den girip bilmem nereden çıkan partinin “devrimci yöneticileri..

Bu mu Türkiye’yi yönetmeye talip CHP.?

 

 

Xx                                              xx                                            xx

 

Gelelim bir başka konuya, belediye başkanının her ortamda ağzına sakız ettiği bir konuya açıklık getirmek istiyorum.

 

Sözde, belediyenin verdiği ilanlarla ilgili gazeteciler arasında yaşanın sıkıntı benim yüzümden olmuş.! Kim nasıl anlatmışsa, belediye başkanı da yanlış biliyor, bun rağmen ben çıkıp ta belediye başkanı ‘hakkımda her yerde dedikodu yapıyor’ demiyorum.

Terbiyemden susuyorum.

İşin aslı şudur.

Belediye başkanı seçim öncesi verdiği sözü yerine getirerek önceki dönemde  “Kentim” gazetesine ayrılan ilan bedelini yerel basına vereceğim dedi ve verdi.

O gün oturuldu rahmetli basın müdürü Hüseyin Kabacıoğlu ile konuşuldu, benden fikir istedi şunu söyledim düzenli yayım yapan düzenli dağıtım yapan okunurluğu olan etkili gazetelerle, gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan haber yazmasını dahi bilmeyen, belediyelerden gelen haberleri “kopyala yapıştır” yaparak gazete çıkaranları ayırın, bu işi layıkıyla yapan gazeteleri ayırıp öyle fiyatlandırın’ dedim. O da benimle aynı fikirde olduğunu söyledi. Hatta her kesten ilan fiyat listesini de isteyin dedim. İstendi her kes listesini verdi onlarda dosyada mevcuttur.

 

Sayın Öz, bunu o gün söyledim, bu günde de söylüyorum.

 

Sonuçta benimle birlikte üç gazete farklı ilan bedeli aldı, diğer gazetelerde farklı aldı.

Ben o zaman da arkadaşlarıma bir örnek vererek durumu izah ettim. Dedim ki, Hürriyetin ilan bedeli ile Akit’in ilan bedeli Yenişafak’ın ki, Radikalin, evrensel’in ilan bedeli aynı mı.?  değil, bu örnekten yola çıkarak ‘ben de bölgenin Hürriyetiyim’ dedim.

 

Bu arada farklı ilan bedeli alan bazı arkadaşlarımız belediye başkanına baskı yapıca, o da adaletsizlik olduğunu düşünerek, o sırada hakkında yazılan olumsuz yazıları da bahane edip ilanları kesti.

Mesele budur.

Şimdide bizim haricimizde herkese ilan vermeye başladılar.

Biz şikayet ediyor muyuz, etmiyoruz.

 

Belediye başkanı, etrafında üç kişi toplanınca benim hakkımda atıp tutuyor, yok efendim ben kendimi bilmem hangi gazetenin bilmem ne müdürü gibi görüyormuşum, yok ben bölgenin hürriyeti imişim, yok efendim en çok payı ben istemişim.!

Ayıptır, ayıptır.

 

Sayın Öz, ben olması gerekeni söyledim, bu günde aynı şeyi savunuyorum. O gün ilan bedellerine en şiddetli itiraz eden bir arkadaşımız bu gün bize hak vermektedir. “Ben o gün öyle düşünüyordum ancak bu gün öyle düşünmüyorum sez haklıymışsın, bu gün her kese eşit verilse ben kabul etmem” diyor. Neden çünkü bu arkadaşımız kendini geliştirdi, haber yaparken emek veriyor, eksikleri de olsa kendisi haber üretiyor, manşet üretiyor. Emek verenle belediyelerden gelen haberleri “kopyala yapıştır yaparak” gazete çıkaranları daha iyi görmeye başladı. Yıllardır kendi düşüncesiyle bir manşet üretmeyen bir gazeteci olabilir mi.? Alın bütün gazeteleri koyun önünüze inceleyin ondan sonra nasıl bir değerlendirme yapacaksınız merak ediyorum.

Sayın Öz, bu neye benziyor biliyormusunz, ameliyat yapan bir doktoru seyrederek bende ameliyat yaparım diyen birisiyle, ameliyat yapan gerçek bir cerrah’ın durumuna benziyor.

 

Gazetecilik sorumluluk ister, yaşamında bırakın kitap okumayı günlük bir gazete dahi okumayan, bir gazetenin kapısından girmemiş haber yazmasını bilmeyen, meslek etik kurallarından ve sorumluluğundan haberi olmayan birine nasıl gazeteci diyebiliriz.

 

Bir “gazeteci” sorumsuz bir manşetle bir insanın hayatını karartabilir, siyasi geleceğini yok edebilir, sorumsuz bir yazıyla bir aileye yok edebilir, sorumsuz bir yazıyla infiale neden olabilir.!

 

Yasalarımıza göre, savcılığa dilekçe veren her vatandaş ertesi gün gazete çıkartabilir, yasal hiçbir engel yoktur. Ama gazetenin imtiyazını almakla gazeteci olunmuyor. O kişi, belki gazete patronu olabilir ama gazeteci olamaz. Aydın Doğan, Turgay Ciner bir gazete patronudur ama gazeteci değildir.

Bilmem anlatabildim mi.!

 

Siz gazeteci deyince ne anlıyorsunuz.. Her gazete çıkaran gazeteci mi oluyor.!

Oturup bunları birileriyle benim aleyhimde konuşuyorsunuz.. Güya ben birilerini gazeteci olarak görmüyormuşum laf ediyormuşum,,

 

Evet görmüyorum. Eğer o kişi gerçek gazeteci değilse benim ona gazeteci demem mümkün değildir. Ben bunu onların yüzüne de söylüyorum. Bu mesleki bir eleştiridir.

Sizde bir gün benim bu düşüncemin doğru olduğunu göreceksiniz..Ama buna siyasi ömrünüz yeter mi bilmiyorum.!