Bir süre önce kızımı götürdüğüm açık hava oyun parkında 4-5 yaşlarında minik bir kız çocuğu gözüme çarpmıştı. O güzeller güzeli minik kız, biraz ilerisinde oynayan bir grup çocuğa bakarak sağ elini, havada saydam bir ekran varmış gibi sağdan sola kaydırıyordu. Hani tabletlerimizde istemediğimiz sayfayı geçmek için ekran kaydırması yaptığımız gibi. Bu hareketin bir anlamı edeceğini düşünerek yanına gittim.

  • Merhaba, adın ne? dedim
  • ‘Elif’ dedi
  • ‘Elif, yaptığın el hareketi dikkatimi çekti. Ne anlama geliyor?’ diye sordum.
  • ‘Bu karşıdaki çocuklar’ dedi. ‘Beni oyuna almadılar, bende onları sağa kaydırarak yok etmeye çalışıyorum’

Belli ki bu kız çocuğu kontrolsüz ve uzun saatler tek başına tablet kullanımına maruz kaldığı için akran ilişkilerini nasıl yürütebileceğini bilmiyordu. Ve aynı zamanda aynı tabletlerde yaptığımız gibi içinden çıkamadığı durumları sayfa değiştirerek çözmeye çalışıyordu. Gerçek dünya ile sanal dünya birbirine karışmıştı belkide. Bu hikaye aslında konunun uzmanları tarafından irdelenmesi gerekli derin bir konu, umarım bu güzel kız çocuğunun ailesi çok geç kalmadan durumu fark edebilir ve bir uzman yardımı alabilirler.

Benim bugün değinmek istediğim kısım ise; bebeklikten itibaren çocuklarımızı kontrollü ekran kullanımı konusunda nasıl destekleyeceğimiz ve böylece hem beyin gelişimlerine hem de gerçek ve sanal dünyayı nasıl ayırt etmelerine katkı sağlayacağımız yönünde olacak.

Çoğumuz akıllı telefon sahibiyiz ve çocuklu ailelerin çoğu tablet ve bilgisayar sahibi. Bu aygıtlardan indirebileceğimiz yaklaşık 100 bine yakın eğitim uygulaması var. Ve bu uygulamalar 3 yaş sonrası kullanımlarda çocuğun zeka gelişimi için muhteşem bir fırsat haline dönüşebilir.

NASIL MI?

  • Tabi ki doğru kullanıldığı takdirde...

Eğer tableti, telefonu, televizyonu çocuğumuzun eline bakıcı olarak verip onu sanal dünya ile yalnız başına bırakırsak, ne yazık ki bir süre sonra yazının başında bahsettiğim Elif kızımız gibi sanal ve gerçek dünyayı ayırt etmekte zorluk çekebilir.

Bazılarımız,

  • ‘Eeee gerçek ve sanalı ayırt etmese ne olur ki?’ diye düşünecek olursa; uzmanlar gerçek ile gerçek olmayan durumlar karışmaya başladığında ruh sağlığımızda ciddi bozulmalar görüldüğünü belirtiyorlar.

İsveç’li felsefeci Piaget’in ‘Soyut işlemler’ teorisine göre; çocukların soyut anlamları anlaması 12 yaş sonrasında mümkün olabiliyor. Yani küçük çocuklar iyi, kötü, Allah, ölüm gibi kavramları önce hayallerinde resmettikleri şekilde algılıyor ve 12 yaş sonrasında bu kavramlar tam olarak yerine oturmaya başlıyor. Dolayısıyla çocuklarımız küçükken izledikleri film, dizi ve oynadıkları sanal oyunlarda gördükleri her şeyi gerçek sanabilirler.

TABLET, TELEFON, TELEVİZYON KULLANIMINDA ÇOCUĞUN YANINDA MUTLAKA BİR EBEVEYN BULUNMALI!

Tablet ya da telefon kullanırken, televizyon izlerken çocuğun yanında mutlaka bir ebeveyn, bakıcı ya da öğretmenin bulunması ve çocukla etkileşim halinde olması önemsenmelidir. Çünkü ufak yaşta ki çocukların internet üzerinden izledikleri ya da oynadıkları uygulamaları tek başına öğrenebilmeleri ve gerçek dünya ile pekiştirebilmeleri mümkün değil.

Kızım ufakken ‘Telly tubbies’ adında bir program vardı ve her cumartesi sabahı beraber izlerdik. Kızım bir keresinde izlerken:

- ‘Anne, tellytubby hayvan mı? İnsan mı?’ diye sormuştu. Bende onların televizyonda çocuklar için yaratılan bir karakter olduğunu, gerçek dünyamızda olmadıklarını anlatmıştım. Ama orada zıplayan tavşanın hayvan olduğunu ve hayvanat bahçesinde gördüğümüz tavşanın aynısı olduğunu yani gerçek olduğunu anımsatmıştım.

Böylece ne yapmış oldum? Ebeveyn olarak kızım televizyon izlerken yanında bulunup ona hem yol göstermiş oldum hem de izlediği programdan bir bilgi öğrenmiş oldu. Benim kızım çok konuşur ama bazen çocuklar bir şeyler izlerken ya da oynarken soru sormayabilirler, konuşmak istemeyebilirler. Böyle durumlarda biz ebeveyn olarak yine devreye girerek ‘Aaaa bak bu hayvanat bahçesinde gördüğümüz tavşan!’ ya da ‘Telly tubbies’leri hiçbir yerde görmedik çünkü onlar sadece bir televizyon karakteri, gerçek değil’ gibi telkinlerde bulunabiliriz.

İNSANIN OLMADIĞI YERDE ÖĞRENME OLMAZ

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki çocuklar, ekran ve televizyondan ziyade etkileşim halinde olduğu kişilerden öğrenebiliyorlar. Örneğin bebekleri bir düşünün! Onlar doğdukları ilk aylar anne ve babalarını izleyerek mimik yapmayı ve sesleri öğrenebiliyorlar. Eğer sadece teknoloji kullanarak öğrenebilseydik, doğduğu an itibari ile bebeğin eline bir tablet uygulaması verir ve her şeyi oradan öğretirdik. Ancak doğanın kanunu gereği, bebek kendisine bakım veren ile interaktif bir iletişim halinde olursa öğrenmeye başlar ve bu çocukluk yıllarında da devam eder.

Örneğin; kızımla akşamları ders çalışırken ‘Sınıf Oyunu’ diye bir oyunumuz var. 16 kişilik, oyuncaklardan oluşan bir sınıf oluşturuyoruz. Kızım öğretmen oluyor ve sınıfa yoklama yaptıktan sonra hangi dersi ya da ödevi yapmamız gerekiyorsa, o dersin anlatımını internetten açıyoruz, sınıfça dinliyoruz ve sonra kitaba geçip konuyla ilgili ödevi yapmaya başlıyoruz.

Peki böylece ne yapmış oluyoruz?

  • Beraber oyun oynayarak güzel vakit geçirmiş oluyoruz.
  • Sınıf oyunu olduğu için gün içerisinde okulda neler yaşadığını öğrenmiş oluyorum.
  • Teknolojiden nasıl doğru yararlanabileceğimizi görmüş oluyoruz.
  • Sonrasında uygulamalı olarak ders kitabından konuları pekiştirmiş oluyoruz.
  • Ders çalışmaktan haz almayan kızım bu oyun, teknoloji ve uygulamanın olduğu interaktif çalışmadan motive oluyor.

Böylece bir taş ile birkaç kuş vurmuş oluyoruz.

Her platformda belirttiğim gibi hayatımızda radikal bir değişiklik yapmadığımız sürece, şu ortamda teknolojiden ayrı yaşamamız mümkün değil. Dolayısıyla biz teknolojinin çocuğumuzun  en yakın arkadaşı olmasına fırsat vermemeli, onların hayatlarına olumlu katkı sağlayacak bir araç haline getirmeliyiz.

Pınar Holt

E-mail: info@pinarholt.com

Web: www.pinarholt.com

Instagram: pinarholtofficial

Facebook: Pinar Holt