Olağanüstü hal koşulları altında, Anayasa değişikliği ve “Türk usulü başkanlık sistemi’, parlamento içinde ve dışında bulunan azınlığın görüşü dikkate alınmadan, çoğunluğun görüşü esas alınarak meclisten geçti.

Çoğunluğun bu baskısının bundan sonra da, bir süre devam edeceğe benziyor. Oysa, gelişmiş yerleşmiş demokrasilerde, çoğunluğun azınlığa baskı yapması, hükmetmesi söz konusu olamayacağı gibi, azınlığında çoğunluğa baskı yapması, hükmetmesi söz konusu olamaz.!

Çoğunluğun hayata geçirmeyi talep ettiği bir takım uygulamalar, azınlığın görüşleri de göz önünde bulundurularak, onların taleplerine de yer verilerek yapılmak istenen değişiklikler yapılır.

Yoksa ben şu kadar oy aldım, millet çoğunluk oyla beni iktidara getirdi, onun için çoğunluk adına ben ne dersem o olur demek, demokrasi ile bağdaşmaz.!

Yada, azınlığın bir şekilde iktidara geldiği bir durumda, iktidar benim benim dediğim olacak diyerek, geride kalan çoğunluğun üzerinde baskı oluşturarak onların görüşlerini yok sayması da demokrasi ile bağdaşmaz.!

Ama maalesef geçmişte  Türkiye’de, azınlığın çoğunluğa hükmettiği baskı uyguladığı zamanlar da oldu, çoğunluğun azınlığa hükmettiği baskı uyguladığı zamanlarda oldu.!

Bunlar bizde demokrasinin gerçek anlamda yerleşmediğinin bir göstergesidir.

O nedenledir ki, azınlığın görüşü dikkate alınmadığı için yapılan bu değişiklik, toplumun önemli bir kesimi tarafından eleştirilmekte tepki toplamakta ve kabul görmemektedir.

Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böylesi bir değişikliğin, en geniş demokratik bir ortamda tartışılması gerekirken, ‘olağanüstü hal’ durumunun bulunduğu bir ortamda hayata geçirilmeye çalışılmasının doğru ve demokratik olmayacağıda ortadadır.

Olağanüstü hal nedeniyle, getirilmek istenen değişikliğe karşı anayasal ve yasal hakları olan toplanma gösteri yürüyüş ve ifade özgürlüğü haklarını kullanmak isteyenlerin bu haklarını kullanmalarının yasaklanması bir o kadar antidemokratiktir.

Dün azınlıkta olanların çoğunlukta olanlara yaptığı yanlışların, bu gün çoğunlukta olanların azınlığa yaptığı yanlışlar şeklinde tekrar ediyor olması, demokrasiyi içimize sindiremememizin bir göstergesidir.

Geçmişte azınkılkta bulunan birileri halk adına halkçılık yapıyordu, “halkımız şunu istiyor, halkımız bunu istiyor, halka şunu yapamazsınız bunu yapamazsınız” benzeri konuşmalar yapıyordu. Ortada halk yoktu, ama birileri halk adına halkçılık yapıyor.

Bu günde aynı durum yaşanıyor. Çoğunluğu elinde bulunduranlar, yapılanları halk için yaptıklarını iddia ediyorlar. Azınlıkta kalanlar halktan sayılmıyor ve onların görüşü dikkate alınmıyor. Demokrasi, çoğunluğun azınlığın görüşüne, aykırı görüşlere saygı gösterdiği o görüşlerinde yer bulduğu uzlaşma kültürüdür. Çoğunluk azınlığın görüşüne, taleplerine hassasiyetlerine saygı gösterip ortak bir paydada buluşarak o talebi hayata geçirmesi gerekirken, aykırı gürüşleri yok sayarak, yapılan düzenlemeleri uygulamaya koymak, başkanlık sistemine geçmek, Türkiye’ye fayda getirmeyeceği gibi, demokrasiye de büyük zarar vereceği açıktır.

Son söz, meclisteki oylamada ‘evet’ oyu kullanan MHP, referandumda da ‘evet” diyeceğini açıklasa da, parti içinden şimdiden yoğun muhalefet sesleri yükselmeye başladı.

MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya ve Ülkü Ocakları eski genel başkanları, İrfan Özcan, Müsavat Dervişoğlu, Alişan Satılmış, Suat Başaran, Azmi Karamahmutoğlu, Ulvi Batu, Mustafa Hakan Ünser, Servet Avcı ile Harun Öztürk ortak açıklama yaptı. Odatv’de yayımlanan çıklamada özetle şu görüşlere yer verildi "Ülkemiz dünyada örneği bulunmayan bir rejim değişikliğiyle karşı karşıyadır. 'Cumhurbaşkanlığı Sistemi' denilerek yumuşatılmaya çalışılan bu rejim değişikliğinin amacı doğrudan 'Tek Adam' yönetimidir.

"Milliyetçiliği ayaklar altına almakla övünenlerin, kendi ideolojileri ve çıkarları doğrultusunda yeni bir rejim inşa etmelerine 'Evet' demeyeceğiz. Bizim milliyetçilik anlayışımız 'Millet egemenliği'nin tek adam iktidarına indirgenmesine izin vermez. Bizim ülkücülük anlayışımız, bedeli insan hak ve hürriyetleri olan bir toplumsal düzenin kurulmasını gerektirir. Bu vesileyle başta Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletimizin temsilcisi olan vicdan sahibi milletvekillerine çağrı yapıyoruz: Yeni bir tarih yazılırken, adaletin, hürriyetin, demokrasinin darbe alacağı bu süreçte vicdanlarının ve hür iradelerinin sesine kulak vermelerini ve doğacak vebale ortak olmamalarını tavsiye ediyoruz.

Türk milliyetçileri, milletimizin en karanlık günlerinde, büyük bedeller ödeyerek ülkesine ve devletine sahip çıkmışlardır. Bugün de aynı irade ve kararlılıkla bir ve beraber olmak, vatanımıza ve nesillerimize karşı reddedemeyeceğimiz borcumuzdur. Bu amaçla, mevcut anayasa değişikliğine tarihi, siyasi ve ahlaki gerekçelerle 'Hayır' diyerek, irade birliğimizi ve kararlılığımızı göstermek gayesiyle bu çağrıyı yapıyoruz" denildi.

HDP’de katılımcı, özgürlükçü demokrasi için, özgür ve müreffeh bir Türkiye için 'hayır' diyeceğiz’ dedi. CHP’de hayır diyor. Görünen o ki, dışarıda büyük bir “Hayır” kitlesi var. Bu şartlarda referandumda “Hayır” daha yüksek çıkacak gibi görünüyor.