Darbe, ‘Türk ordusunun vazifesi’ sayılıyor(du)


Anadolu’nun emperyalist istiladan kurtuluş mücadelesine değişik halklardan pek çok katılım olmuştur, fakat bu mücadeleyi örgütleyen ve Osmanlı’nın sonunu getiren askerdir; İttihat ve Terakki geleneğinden gelen Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarıdır.

Cumhuriyetin kurucu kadrolarını yetiştiren bir ‘okul’ niteliğindeki İttihat ve Terakki’nin tarz-ı siyasetinde darbe eyleminin özel bir yeri vardı.


Osmanlı devletine rağmen hükümet olan İttihat ve Terakki, bu ‘başarıyı’, 23 Ocak 1913 tarihinde gerçekleştirdiği Babıali Baskını ile elde etmiştir.


Osmanlının ‘meşru’ hükümetini deviren, Sadrazam Kamil Paşa’dan silah zoruyla istifa yazısını alıp İttihat ve Terakki’yi padişahtan sonraki ikinci otorite haline getiren İttihatçı askerlerce yaratılan darbe geleneği, 1924 sonrası süreç boyunca devam etmiş ve bugünlere kadar gelmiştir.


Osmanlıyı tarihten sildikten sonra, kurucusu olduğu cumhuriyeti koruma vazifesini üstlenip, ‘görülen lüzum üzerine’ darbeler yapan, yani her zaman siyasetin merkezinde yer alan Türk ordusunun bu durumu, bir süre önce, emperyalizmin stratejik tercihleriyle çelişmeye başladı.


Emperyalist güçler, artık, Türk ordusunun da diğer ordular gibi, doğrudan siyaset yapan değil, siyasetin emrinde çalışan bir ordu haline gelmesini istiyorlar.


Amerika ve Avrupa’nın akıl yapıcıları, yeni Ortadoğu ve enerji siyasetinin ihtiyaç duyduğu uygun iklimin oluşmasını, Türkiye’nin istikrarlı bir ülke haline gelmesine bağlıyorlar.


Türkiye’nin istikrarı ise, başta Kürt meselesi olmak üzere pek çok sorunun bir an önce çözümlenmesini zorunlu kılıyor.


Sistem sözcülerince, Türkiye’nin kaldıramayacağı kadar birikmiş sorunların çözümü için ‘tarihi fırsat’ sayılan ve çeyrek asırlık mücadelesiyle ciddi bir güç haline gelen Kürt hareketinin de akılcı bir siyaset izleyerek ‘değerlendirmesi’ gereken yeni konjonktürün ‘tercümesi’ böyledir.


Diğer yandan, sorunların sivil siyaset ile üniformalı siyasetin uyumsuzluğu yüzünden çözülemediğini düşünen Amerika’nın ve Avrupa’nın ‘iş bitirici adamları’, bu meselenin üzerinde çalışıyorlar.


Olup bitenleri içine sindiremeyip, bir cesaretle darbe isteğini ifade eden askerler, NATO’lu ilişkilerden de büyük ölçüde yararlanarak ordunun ‘mahremiyetini’ izleme olanağına sahip ‘eski dostları’ tarafından deşifre ediliyor ve darbe girişimi suçlamasıyla Silivri’ye gönderiliyorlar.


Bu durum askerleri fena halde öfkelendiriyor!.. Değil mi ki onlar, darbeleri, aynı emperyalist güçlerin isteği ve desteği ile gerçekleştirmişlerdi; 12 Eylül darbesinden sonra Pentagon stratejistlerince dizayn edilen Yeşil Kuşak Stratejisi’ni uygulamışlar, Anadolu coğrafyasında sosyalist ideolojinin önünü dinle kesmek amacıyla “İslam’ın nuru”nu yaymışlar, emeğin geleceğini karartmışlar, komünistleri ve Kürt hareketini boğazlamak için ellerinden gelen bütün gayreti göstermişlerdi!..


Yakın geçmişte, bir uzatmalı çavuşun karşısında bile hazırola geçenler, şimdilerde, Amerika’dan ve Avrupa’dan aldıkları aktif destek sayesinde, generallere karşı temkinli bir ‘meydan okuma’ tavrı sergilemeye ve ordunun geleneksel darbeci refleksini törpülemeye çalışıyorlar.


Ve gelişmeleri, seslendirilemeyen bir tedirginlikle izleyen yeşil ve pembe demokratlar, ‘darbeler döneminin kapandığı’na inanmak istiyorlar!


Emperyalist - kapitalist sömürüyü disipline eden devletin pragmatik karakterini iyi bilen ve her zaman darbelerin öncelikli ‘hedefi’ haline gelen kızıl demokratlar ise, darbeler bahsinde, sapandan taşı eksik etmemek gerektiğini düşünürler…


Gelenek yaratmak görece kolay bir iştir, fakat yaratılmış geleneği değiştirmek, insanlığın en zorlu işlerinden biridir. Ordunun, İttihat ve Terakki pratiğiyle yaratılan asırlık darbe geleneğini değiştirmek, birkaç darbecinin düzen mahkemelerinde ‘yargılanmaları’ ile halledilecek denli basit bir mesele değildir.


Eli kanlı Evren faşistinin ya da darbe girişimcilerinin ‘yargılanması’, belki, kendini ‘rejimin yegane koruyucusu’ sayan askeri birazcık ‘etkiler’ ama hepsi bu kadar!.. Unutmamak gerekir ki, bu memlekette daha önce de darbe girişimcileri yargılanmış, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan idam edilmişti. Fakat, buna rağmen, iki buçuk darbe daha gerçekleşti.


Belli ki ‘sonuç’tan çok, ‘neden’le; darbeci askerlerden çok, ihtiyaç duyduklarında demokrasi palavrasını bırakıp askere darbe yaptıran emperyalist – kapitalist haydutlarla uğraşmak lazım!..