Emperyalizm vahşi kapitalizmin en son aşaması olan kanla beslenen, saldırgan, işgalci, acımasız, mazlum uluslara göz açtırmayan, savaşlar çıkartarak silah satan, ülkelerin zenginlik kaynaklarını çalan vahşetin ta kendisidir…

Dünyada emperyalizminin başını çeken ABD ve suç ortakları yüzyıllardır dünya halklarına nefes almayı bile çok görmekte, günaşırı savaş kışkırtıcılığı yaparak silah satmaktadırlar. Hiçbir ulusun gözyaşına bakmaksızın saldırgan, işgalci, acımasız politikalarını sürdürmekte, bunları yaparken de kuzu postuna bürünmektedir.

ABD ve suç ortakları asla çağdaş, devrimci, sosyalist bir iktidara yaşam hakkı tanımazlar. Çünkü hiçbir devrimci, sosyalist, demokratik güç onların isteklerine boyun eğmezler ve kendi halklarından ve diğer mazlum halklardan yana olurlar. Emperyalistler de bunu iyi bildikleri için kendilerine boyun eğen sağ düşünceye mensup, gerici, muhafazakar, sığ düşünen, ufku dar, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen güçleri iktidara getirmektedirler.

Şili’de sosyalist Allende’den tutun Sovyetler Birliğinden Avrupaya, Amerikadan tutun tüm Dünyada sosyalist ülkelerde yıkım politikalarını sürdüregeldiler.

Bugün de Kore Demokratik halk Cumhuriyeti, Küba, Venezuela ve diğer ülkelerde yıkım politikalarını sürdürmektedirler.

Sevgili okurlarım, emperyalistlerin başını çeken ABD Ortadoğuyu kan gölüne çevirmiş durumda. Kardeşi kardeşe kırdırırken yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını sömürmekte ve zenginlikleri kendi ülkesine taşımaktadır. Sadece Suudi Arabistan ve katar’a 366 milyar dolarlık silah satışının anlaşmasını yaptığını ilan ederek dünya devletleriyle adeta alay etmektedirler.

ABD ve suç ortaklarının iktidara getirdikleri güçleri ise kendi halkına göz açtırmadıkları gibi en acımasız antidemokratik politikaları uygulayarak halkını susturmakta, muhalif demokratik güçleri işlevsiz bırakmakta, emperyalist güçlerin ekmeğine yağ sürmektedirler. Her biri kendi ülkesini talan eden birer suç örgütüne dönüşmekte, ülkesini ve halkını yok saymakta, kendi iktidarını ve saltanatını sürdürmek adına toplumun en kutsal değerlerini kirletmekten, kullanmaktan bir saniye dahi vazgeçmemektedirler. Günümüz Türkiye’sinde de açık seçik bunlar yaşanmaktadır…

Başını ABD’nin çektiği güçlerin kendi kirli ve karanlık emellerine hizmet ederek Ortadoğuda örgütleyip eğitip finansmanını sağladığı dinci terör örgütlerini kullanıp posasını çıkarıp çöpe atmaları gibi diğer ülkelerde de aynı kirli politikaları uygulamayı sürdürmektedirler…

Mevcut kirli ve karanlık tüm oyunlar enternasyonalist birlik ve dayanışmayla aşılabilir.

Oysaki her karanlığın ucunda bir ışık vardır, yeter ki kullanmasını bilelim. Bilinmesi gereken diğer bir husus yerli işbirlikçilerini de İktidara getirdikleri siyasi güçleri de hiçbir ulusun tarihi affetmeyecektir!

Halkın gözünü boyamaları, kutsal inançlar başta olmak üzere baskı, zulüm, basın yayın, kurum kuruluş, sportif benzeri organizmaları ve tüm toplumu kuşatma altına alarak susturmakta, gözdağı vermektedirler ama bir noktaya kadar. Onların da posasını çıkarıp yok edip çöpe attıklarına tarih şahitlik etmektedir.

Emperyalist zorbalığı (barbarlığı)ancak ve ancak uluslar arası enternasyonalist birlik ve dayanışmayla aşabiliriz. Önce kendi ülkemizde demokratik örgütlülüğümüzü sağlam temeller üzerinde inşa etmek zorundayız. Gün birlik ve dayanışma günüdür. Gün gericiliğe, zulme, adaletsizliğe, soyguna, talana, baskı ve faşizme, ötekileştirme ve benzeri tüm kötülüklere dur deme zamanıdır. Gün durmadan, duraksamadan demokratik örgütlülüğümüzü sürdürme, güçlendirme zamanıdır.

Emperyalizmin, kapitalizmin, dinci gericiliğe ve yerli işbirlikçilerine karşı enternasyonalist birlik, dayanışma ve bilimsel, demokratik, çağdaş eğitimde direnmek zorundayız.

İnsanlığın geleceğini düşünen herkesin ekolojik dengelerin de korunması gerektiğini görev saymak zorundayız.

Emperyalist kapitalist dinci gerici barbarlar günü kurtarmaktan başka bir şey düşünemez halde, benden sonrası tufandır mantığıyla iktidarlarını baskı ve zulüm politikalarıyla sürdürmektedirler… Servetlerine servet katmaktadırlar…

Umutsuzluğa kapılmadan her karanlığın ucunda bir ışığın varlığını bilerek yaşanılır bir çevre, yaşanılır bir ülke, yaşanılır bir dünya için mücadele etmek zorundayız. Bunun yolu da demokratik örgütlenme ve dünya halklarıyla dayanışmadan geçer. Proudhon “özel mülkiyet hırsızlıktır”, diğer bir usta “kapitalizmin … paradır” sözlerini boşuna söylememişler. (Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya için mutlu yarınlara)

Bugün tüm kurumlar AKP’nin kuşatması altında. En acısı ibadet kurumları, cami, kuran kursu, imam hatip liseleri, ve benzeri kurumlar AKP’nin arka bahçesine dönüşmüş, 24 saat siyaset, ticaret ve dedikodu yuvalarına dönüşmüş, kinci ve dinci bir nesil yetiştirilmektedir. Bu son derece tehlikeli bir gidişat…