Toplum bilincine ‘dokunmak’ gibi bir meselesi olan siyasetin en sıkıcı yanlarından biri, bilinenleri yeniden ve yeniden tekrarlamaktır.

Devrimcilik üzerine de fazlaca söz edilmiştir, ama öyle görünüyor ki, sözün bittiği yerde değiliz.

Devrimcilik bahsinde nicedir at iziyle it izi karışmış durumda. Memlekette ‘devrimci’ izdihamı var; bu bereketli coğrafyada yaklaşık on milyonluk oyla beslenen düzenin kurucu partisi CHP bile kendine ‘devrimci’ diyor.

Keşke böyle olsaydı; keşke bu düzenin kurucu ve koruyucu partisi misyonunu sürdüren CHP’ye hayat veren kitleler de öğretilmiş ezberlerin dışına çıkabilseler ve ancak verili düzenleri tasfiye etmek gibi tarihsel eylemlerle anlam kazanan devrimlerin ihtiyaç duyduğu bir devrimci kimlik edinebilseler, gerçekten devrimci olabilselerdi…

Devrimcilik, her şeyden önce mevcut düzenle uzlaşmayan bir kimliktir ve bu durum her çağın devrimcisi için geçerlidir.

On sekizinci yüz yıl devrimlerine, örneğin Fransız Devrimi’ne bakın; genç Fransız burjuvazisi, tarihsel ömrünü tamamlamış bulunan ve artık kapitalizmin önünde bir engel haline gelmeye başlayan feodal – mutlakiyetçi düzenle uzlaşmadığı ölçüde devrimciydi ve devrimini gerçekleştirdi.

 

Ne var ki, feodal – mutlakiyetçi düzeni tasfiye etmek için devrim yapmak zorunda olan Fransız burjuvazisi, devrimini yapıp kendi düzenini kurduktan sonra,  kapitalizmin ömrünü uzatmak ve emeğin hışmından korunmak üzere karşı devrimci bir karakter kazandı.

Türkiye burjuvazisinin ‘devrimcilik’ serüveni farklıdır ama karşı devrimciliği Fransız burjuvazisinden farklı değildir.

Henüz çocuk yaşta sayılabilecek olan Türkiye burjuvazisi, Fransız Devrimi benzeri bir eylemle değil, Anadolu’yu istila eden emperyalist güçlere karşı mücadele sürecinde oluşan siyasal boşluğu değerlendirerek iktidara çıkmış ve sonra kapitalizmin ihtiyaç duyduğu, tarihsel açıdan ileri(ci) adımlar atmış, yapılan düzenlemelere de devrim demeyi tercih etmiştir.

Zamanın CHP Genel Sekreteri Recep Peker, gerçekleştirilen ‘yedi devrim’i şöyle sıralıyordu: “1 – Cumhuriyetin ilanı. 2 – Yeni medeni kanun ve ceza kanununun yapılması. 3 – Şer’i mahkemelerin kaldırılması. 4 – Medreselerin kaldırılması ve tevhid-i tedrisat. 5 – Dervişliğin men edilip, tekkelerin ve türbelerin kapatılması. 6 – Şapka giyilmesi. 7 – Latin harflerinin kabulü.“ 

CHP’nin, ‘devimciliği’, gerçekleştirilen bu düzenlemeleri koruma düşüncesi üzerine bina edildi. Buna göre, örneğin şer’i düzen yerine laik düzeni savunmak, ‘devrimcilik’ti ve dahi bu durumda, hem şer’i düzene hem de kapitalist düzene karşı mücadele eden laiklik yanlısı komünist güçleri ezmeyi asli görevlerinden biri sayan düzenin kurucu partisi CHP’ye, sadece şeriata karşı olduğu için ‘devrimci’ demek de caizdi!...

 

Hiç kuşku yok ki, kapitalizmin şer’i hukukla sürdürülmesi mümkün olsaydı, son derece pragmatik bir özelliğe sahip olan burjuvazi, dinin iktidarına dokunmazdı. Şeriat hukuku yerine, mecburen ‘modern hukuk’ tercihinde bulunan ve fakat toplumu yönetmeyi kolaylaştırıcı bir araç olarak dini kullanmaktan da geri durmayan sahtekar burjuvazi (ve partileri), buna rağmen şer’i hukuka karşı olma halini muhafaza etmek zorundadır. CHP’nin ya da diğer düzen partilerinin bu halini devrimcilikle ilişkilendirmek ise anlamsızdır.

İktidara çıkarken devrimci olan ya da bir biçimde iktidara çıktıktan sonra kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ileri(ci) adımlar atan burjuvazinin ve de burjuva partilerin devrimciliği orada biter. Ve artık, kapitalist sömürüyü disipline etmek üzere siyasal zor araçlarını örgütleyip karşı devrimci bir karakter kazanan burjuvazinin gayri insani düzeniyle uzlaşmayanların ‘macerası’ başlar.

Günümüzün devrimciliği de budur; günümüzde ancak ve ancak, kapitalist sömürüye, baskıya, aşağılanmaya, kapitalist asalakların neden olduğu ekolojik felaketlere, ulusal eşitsizliğe, kadın erkek eşitsizliğine, insanın insan üzerinde kurduğu bütün iktidar biçimlerine karşı çıkan ve hükümet biçimi ne olursa olsun bu köhne düzeni tasfiye edip emeğin ve insanlığın özgür geleceğini kurmak için mücadele edenlere devrimci diyebilirsiniz.