İşçi sınıfı kapitalizmin eseridir!... Feodal üretim içinde kendine alan açarak ve gerçekleştirdiği devrimlerle tarih sahnesine çıkan burjuvazi eş zamanlarda kapitalist üretimin gereksindiği işçi sınıfının da tarih sahnesine çıkışını sağladı.

Ve işin doğası gereği, eş zamanlarda tarih sahnesine çıkan bu iki sınıf arasındaki ‘organik ilişki’ üretim araçlarının özel mülkiyetine son verecek olan sosyalist devrimden sonra kopacak, kapitalizm tasfiye edildiğinde, işçi sınıfı da sınıf olarak varlığına son verecek ve insanlığın özgürlük düşü gerçeğe dönüşmeye başlayacaktır.


Kapitalist toplumlarda yaşamını sürdürebilmek için çalışan, emek gücünü satmak zorunda bırakılan ve her zaman emek gücünü satacağı yeni ‘efendilere’ ihtiyaç duyan işçinin özgürlüğünden söz etmek en hafif deyimle palavradır. Kapitalist sömürüyü disipline eden devlet iktidarının belirlediği bir ücret karşılığında emeğini satmak zorunda kalan işçi, artı değer sömürüsünü gerçekleştirecek başkaca kapitalistleri seçme ‘özgürlüğüne’ sahiptir ama asla özgür değildir. İşçinin özgür insan haline gelmesi ancak kapitalizmin tasfiyesiyle mümkün olabilir.


Elbette ‘çağdaş kölelik’ olarak da anılan işçi olma halinin yüceltilecek bir yanı yoktur; kapitalist toplumlarda işçi olma hali kötü bir şeydir ama bundan daha kötü bir şey daha var; işsizlik…


Gerçekte bu son derece vahim bir durumdur; kapitalizmin ürettiği işsizlik o kadar baskındır ki, insanlar hayatta kalabilmek için iş bulabilmeyi, yani ‘köle olmayı’ benimser bir konuma sürüklenmiştir…


Kapitalizmin en büyük ‘çıkmazlarından’ biri, biteviye işsizlik ve umutsuzluk üretmesidir ve kapitalizmin bu çıkmazı, emek siyasetinin ideolojik taarruzuna meşruiyet kazandırmaktadır. İşsizlik bahsinde sosyalizmle kapitalizm kıyaslanamıyor; pek çok yanlışına, büyük hatalarına rağmen en geri ‘sosyalist’ ülkelerde bile işsizlik sorunu yoktu; ‘sosyalist’ toplumlar işsizlikle kapitalist restorasyondan sonra tanıştılar. Ve bu gün ‘sosyalist’ dönemde yüzde sıfır olan işsizlik, ortalama yüzde on beş civarındadır.


Kapitalist toplumlarda işsizlik, sistemin son krizinden önce de ciddi bir sorundu. Kriz sonrasında ise katlanarak büyüyen ve daha da büyüyeceği kesin olan işsizlik yaşamsal bir sorun haline geldi.


Geri bıraktırılmış ülkelerdeki işsizlik oranı felaket düzeyine çıkmıştır fakat kapitalizmin anavatanı


Avrupa’da da baş döndürücü bir hızla artıyor. Avrupa Birliği İstatistik Kurumu EuroStat’ın açıkladığı işsizlik oranı daha şimdiden Euro bölgesindeki on yedi ülkede yüzde on bir civarındadır. Genç işsizler verileri ise ‘rekor’ kırmış durumda; örneğin, İspanya ve Yunanistan’da genç işsizlerin oranı yüzde elliyi aşmış bulunuyor…


Devrimci siyaset işsizlik meselesini daha akılcı biçimde yeniden ele almalıdır. Dayanışma ve paylaşma gibi insani değerleri de yok ederek bireyi yalnızlaştıran kapitalizm koşullarında bir insanın işsiz kalması, o insanın sonsuz bir çölde kendi kaderiyle baş başa bırakılması, bakmakla yükümlü olduğu çocuklarıyla birlikte ekmekten ve sudan mahrum edilmesi, yaşam hakkının elinden alınması anlamına geliyor. Bu yüzden, evet, sadece bu yüzden bile insanları işsiz bırakan kapitalizmin siciline ‘insanlık suçu işliyor’ kaydını düşmeli; kapitalizmin ürettiği işsizliğe karşı mücadeleyi ‘insanlık suçu’ kapsamında yeniden ele alan devrimciler, hiç bir kapitalist sistemin yanıtlayamayacağı bu insani talebi, “İŞSİZLİK YASAKLANSIN!” talebini ısrarla ve inatla öne çıkarmalıdır.


Bu başarılırsa, doğası gereği biteviye işsizlik üreten kapitalizmi tarihin çöplüğüne süpürme hakkımızın meşruiyeti daha az sorgulanır hale gelecektir!...