Emeğe ve insanlığa yakışan eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzen hedefine yürüyen devrimcileri bekleyen en önemli işlerden biri, emek dünyasındaki boyun eğme kültürüne müdahale etmektir...

Politik pragmatizme ayarlı popülist ve uvriyerist yaklaşımlar görme bozukluğuna neden olabilir, ama görmek zorundayız; işçi sınıfı ve yoksul halk davranışında baskın karakter, Nazım Hikmet’in o çarpıcı şiirindeki gibidir:

“Akrep gibisin kardeşim / korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. / Serçe gibisin kardeşim / serçenin telaşı içindesin. / Midye gibisin kardeşim, / midye gibi kapalı, rahat. / Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. / Bir değil, / beş değil, / yüz milyonlarlasın maalesef. / Koyun gibisin kardeşim, / gocuklu celep kaldırınca sopasını / sürüye katılıverirsin hemen / ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. ... “

Aleni durum budur ve şayet “gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıveren yüz milyonlar”ın bu boyun eğme haline müdahale edip artan oranlarda işlevsellik kazanan bir isyan kültürü oluşturamazsak, sürüleştiren, baskılayan, insafsızca sömüren ve aşağılayan kapitalist haydutların ömrü daha da uzayacak…

İsyan kültürünü oluşturmak için uzlaşmaz bir öncü devrimci pratiğin yeterli olduğunu düşünenler var. Fakat bunun yeterli olduğunu sanmıyorum; içe, emek dünyasına dönük ideolojik dili de yeniden kurmak lazım.

Kanımca, devrimin öznesi sayılan ve fakat kendisini sömüren, hayatını kontrol eden, ezen ve aşağılayan kapitalist azınlığın karşısında diz çökmekten de fazlaca rahatsızlık duymayan “yüz milyonlar”ı pragmatik siyasetin icaplarına uyarak yüceltmekten vazgeçmek; çağdaş dünyanın köleleri gibi yaşayan ama bunun farkında olmayan ya da farkında olduğu halde, efendisiz bir hayatı seçmek, isyan etmek yerine köleliği kabullenen emek insanlarını, boyun eğmenin utancını duyumsayabilecekleri bir dille ‘sarsmak’ gerekir.

Mesele şu ki, köleyle devrim olmaz; devrim, köleliğe isyan eden Spartaküslerle olur!..