Her toplumda akıl yapma kapasiteleri ortalamanın üzerinde olan, uzak görüşlü, başkalarını etkileyebilen, belirli amaçlarla ikna ettiği insanları harekete geçirebilen ve bir maestro gibi değişik ‘enstrümanlar’ arasındaki eşgüdümü sağlayabilen bireylere rastlanır. Önder, bu ve başkaca pek çok yeteneğe sahip bireylerden çıkar.

 

Ve toplumun kaderini belirleme yeteneğindeki bir önder, toplumun ‘kurtarıcısı’ olabilir ama aynı toplumun başına ‘bela’ da olabilir!...

 

Her insan gibi önderin de akıl düzeni bozulabilir, doğal ve kaçınılmaz olarak akıl yapma kapasitesi ‘kurtarıcı önder’den daha iyi, önderlik özelliklerine sahip insanlar çıkabilir. Bu durumda, o zamana kadar toplumun ‘en iyisi’ olduğuna inanan önder rahatsız olur ve saçmalamaya başlar. Diyelim ki, ‘kurtarıcı önder’ saçmalamaya başlamıştır ve toplumsal ‘itibarıyla’ eleştiriden muaaf tutulan ‘kurtarıcı önder’ bu haliyle toplumun kaderi üzerinde tepinmeye devam etmektedir. Artık ‘kurtarıcı önder’i geri çekmek zamanıdır, fakat bu hiç de kolay bir şey değildir; tarihsel tecrübelerle sabit olduğu üzere, ‘kurtarıcı önderden kurtulmak’, çok ağır bedeller ödemeyi gerektiren zahmetli bir iştir.

 

 

Bilim insanı özelliklerine sahip herkes bilir; düşüncede hiyerarşi yoktur, bugün ‘en iyi’ sayılan, yarın ‘en iyi’ değildir atık. Ama işte bir biçimde ‘önderlik mührünü’ ele geçirenler, oturdukları ‘postun’ bozucu etkisinden olsa gerek, her zaman toplumun ‘en iyisi’ olduklarını sanırlar. Kendini ‘en iyi’ sanan biri, aynı ‘dünyanın’ insanlarınca üretilen düşünceleri peşinen yetersiz ve çoğu kez de zararlı bulur. Otoritesi tartışılamayan tekil irade konumundaki önder, düşüncelerinin tartışılmasına da tahammül edemez. ‘Farklı’ olan tasfiye edilir ve tasfiye kaygısıyla önderin hoşlanmayacağı bilinen düşünceler gizlenir. Eşitlik ve özgürlük gibi en güçlü değerlerimizi de sakatlayan bu durum, bireyleri, önderin her ‘fikrini ve zikrini’ onaylayan dalkavuklara dönüştürür. Elbette, grup, parti ve toplum düzeyinde bu tip bir önderle yürüyen siyasette bireylerin kendilerini gerçekleştirebilmeleri ve demokratik süreçlere özgürce dahil olabilmeleri de imkansızdır.

 

Gerçekte,  kitleleri ‘işaret ettikleri’ her yöne sürükleyebilen, eleştirilemez ve dokunulamaz geleneksel önder tipi, sınıflı toplumlara ait bir insanlık ayıbıdır.

 

Sömüreni – sömürüleni, ezeni – ezileni olmayan eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumda, her şeye muktedir bir öndere, ‘sayın başkan’a, Sezar’a ya da Cleopatra’ya yer yoktur.

 

İnsanın insan üzerinde kurduğu bütün sömürü, iktidar ve istismar biçimlerini ortadan kaldırıp eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzen kurmak için mücadele eden devimcilerin, mücadele süreçlerinin hiçbir aşamasında, tekil irade konumundaki bir öndere ihtiyaçları yoktur; onların ve öngörülen eşitlikçi ve özgürlükçü düzenin ihtiyaç duyduğu şey, hiçbir ayrıcalığı olmayan, eleştirilebilen ve gerektiğinde görevden geri çağrılabilen önderlik vasıflarına sahip bireylerce oluşturulan kolektif önderliktir.