Acta Diurna’da yer alan ‘havadisler’, okuma bilen Roma vatandaşlarınca halka aktarılırmış.


Gazeteler, Gutenberg’in matbaay
ı icadından sonra hızla çoğalmaya başladı ve süreç içinde etkinliğini arttırarak bu günkü düzeye geldi. Ne var ki, zamane gazetelerle Acta Diurna arasında öze ilişkin pek fark yoktur; ‘gerçeklerin halka aktarılması’ ya da ‘halkın bilgilendirilmesi’ palavrası üzerine kurulan düzen gazeteleri de eski zamanlardaki gazeteler gibi egemenlerin hegemonya araçlarından biri konumunu sürdürüyor.

Özgür gazetecilik meselesini, verili düzeni yeniden ve yeniden üretme misyonunu sürdüren bu gazetelerle ilişkilendirerek ele almak gerekiyor.

Özgürlük aray
ışı içindeki gazeteciler John Swinton’un hikayesini bilirler. Swinton, 1829 – 1901 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir gazetecidir. 1880’lı yıllarda New York Times’ta yazan ve Marks’la arkadaşlığı bilinen Swinton, gazetenin patron değiştirmesini kutlamak amacıyla yapılan bir toplantıda “bağımsız ve özgür basının onuruna kadeh kaldırmak” üzere kürsüye davet edilir. Dinleyicilerin çoğu gazetecidir. Swinton, gazetecilik tarihinin en önemli konuşmalarından birini yapar:

“Dünya tarihinin şu anına dek ‘özgür, bağımsız basın’ diye bir şey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de…

Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünkü.

Çal
ıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyor. İçinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır.
Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır…

Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de…

Öyleyse şimdi burada ‘bağımsız, özgür basının şerefine’ kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı?..

Bizler, sahne arkas
ındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler, ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız...

Yeteneklerimiz, olanaklar
ımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı…

Bizler entelektüel fahişeleriz…”

Bu tarihi konuşmadan sonra, izleyicilerin şaşkın bakışları altında toplantıyı terk eden Swinton, kendi imkanlarıyla tek yapraklı bir gazete çıkararak gerçekten özgür gazeteciliğe başladı.

Kuşkusuz, Swinton’un fikri ve tavrı son derece önemli bir gazetecilik dersi niteliğindedir ve dersin özeti şudur; özgür gazetecilik ancak efendisiz toplumlarda mümkündür ve şayet özgürlük istiyorsanız, ya efendilerden kurtulmalı ya da bağımsızlığınızı ilan edip onurunuzla ‘tek yapraklı bir gazete’ çıkarmaya başlamalısınız!...

Neyse ki, günümüzde özgür gazetecili
ği tercih edenler artık ‘tek yapraklı bir gazete’ çıkarmak zorunda değil; düzen karşıtlarının kolektif çabalarıyla bağımsız bir gazete çıkarılabilir, fakat bunun yanında, internet teknolojisinin sağladığı olanakları kullanarak da özgür ve bağımsız gazetecilik yapılabilir.

Şurası açık; sansürleri ve yasakları bir biçimde aşabilen, oldukça ekonomik bir gazetecilik tarzı olarak yıldızını parlatmayı sürdüren internet gazeteciliğinin miladı sayılan WikiLeaks hadisesi, kendini çoğaltmaya aday bir örnek haline geldi.

Geçenlerde Fransa’da, internet gazetesi Mediapart, yeni bir sitenin aç
ılışını ilan etti. FranchLeaks adlı bu sitenin işleviyle ilgili yapılan açıklamada altı çizilmesi gereken sözler vardı:

“Bilgi bir gazeteci işi değildir. Halkın en temel hakkıdır.”

Gerçe
ğe, gerçek bilgiye erişim hakkı, gazete patronlarının ve piyasa gazetecilerinin insafına bırakılamayacak önemde, temel bir insan hakkıdır ve bu hakkın elde edilebilmesi için, insanlığı ilgilendiren her şey bizi de ilgilendirir diyen, tutsaklık dahil her musibetle cebelleşmeyi göze almış özgür gazetecilere ihtiyaç vardır.