21 Aralık 1989, Temeşvar, Devrim Meydanı... Daha bir ay kadar önce yapılan seçimde yüzde doksan dokuzluk bir oy oranıyla yeniden Romanya Komünist Partisi Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanı ve Ordu Komutanı seçilmiş olan Nikolay Çavuşesku, kendisini desteklemek üzere “kendiliğinden toplanan” kalabalığın karşısında konuşma yapmaktadır… 

 

Fakat meydanda toplanan kalabalığın arasından küçük bir grup, Çavuşesku’yu protesto etmeye başlar. Kısa süre önce Çavuşesku’yu “coşkuyla destekleyip seçen” halk, protestocu grubun eylemine katılır. Protesto hızla isyana dönüşür. İsyanı bastırması için orduya verilen emirler boşlukta kalır; askerler, Başkomutan Çavuşesku’nun emrine itaat etmez. Çavuşesku ve karısı Elena bir helikopterle kaçmaya çalışır ama yakalanırlar ve daha ne olduğunu bile anlayamadan, bir gün sonra, 22 Aralık 1989’da, uyduruk bir mahkemede yargılanıp kurşuna dizilirler…

 

Çavuşesku ve Elena kurşuna dizildiğinde Bursa Özel Tip Cezaevi’ndeydim. Olup bitenleri anlamaya çalışıyordum. Eleştirdiğim kimi uygulamalarına rağmen ‘sağlam’ bir görüntü veren sosyalist rejimler sarsılmaya ve çökmeye başlamıştı…

 

O sırada, bir rahatsızlığım dolayısıyla sıklıkla Bursa Tıp Fakültesi’nin mahkumlar koğuşuna konuk oluyordum. Koğuşta adli mahkumlardan bir hasta vardı. Onunla siyasi sohbetlere girmeyi denerdim; kapitalizm cehenneminden açar, sosyalizm cennetiyle biten konuşmalar yapardım. Koğuş arkadaşım, konuşmayı pek sevmezdi, daha çok dinler, ender olarak da birkaç cümle ederdi. Bir keresinde şöyle demişti: “Hocam, kusura bakmayın ama işiniz çok zor; ne bir deprem oldu, ne de bir tufan, ama sizin rejimler peş peşe çöküyor, bu yüzden halk size inanmaz, kurmak istediğiniz sosyalist rejime itibar etmez artık. “

 

Son derece yalın bir saptamaydı bu ve maalesef gerçekti…

 

Şuna inanıyorum; bir ideolojinin albenisi düşerse, o ideolojinin kitleselleşme, maddi bir güce dönüşme ihtimali de düşer…

 

Biriktirdiği sorunların altında kalan ‘sosyalist’ ülkelerde yaşanan kapitalist restorasyon, toplum bilincine “kapitalizmin zaferi ve sosyalizmin (hatta komünizmin) iflası” şeklinde yansı(tıl)mıştır.

 

Toplum bilincini yeniden ve yeniden biçimlendirmek üzere hazırlanmış olağanüstü etkili kitle iletişim araçlarına sahip olan kapitalist haydutlar, tarihsel bir kaza geçiren sosyalizme karşı ideolojik taarruza hız kesmeden devam ediyorlar.

 

Bu durum, sosyalizmin yaşanmışlıklarını sorgulayıp teorik yenilenmeyi başarmış komünistleri değil (belki) ama “sosyalizmin iflas ettiğine” inandırılan emek insanlarını feci şekilde etkiliyor; sosyalist gelecek umudunu yitiren emek insanları, kaçınılmaz olarak düzen içi ‘çözümlere’ yöneliyor.

 

Anlaşılır bir şeydir bu; şayet kapitalizme alternatif, inandırıcı ve çekici bir sosyalizm projesi yoksa, emek insanlarının kapitalizme duydukları tepki sosyalizme büyüyemez.

 

Emek insanlarının yeniden sosyalizm mücadelesine katılmaları için pek çok şeyin üstesinden gelmek lazım, fakat öncelikle ve acilen yapılması gereken şey, en gelişmiş kapitalist toplumların refah düzeyi görece yüksek emekçilerine de çekici gelecek, günümüzün ve öngörülebilir geleceğin parametreleriyle yenilenmiş bir sosyalizm projesi üretmektir.

 

Bu işin üstesinden gelmek için de, komünistler dünyasında kutsallara yer olmadığını, hiç kimsenin ama hiç kimsenin eleştiriden muhaf tutulamayacağını unutmadan, sosyalizmin prestij kaybına neden olan herkesi ve her pratiği bilim insanı nesnelliğiyle sorgulamak, yapılan yanlışları ve işlenen suçları açığa çıkarıp teslim etmek gerekiyor…