Daha önceki bir yazımda ifade ettiğim gibi “Kötü insan yoktur, kötü sistem vardır yada hasta insan vardır”. Bunların da rehabilitasyona yani tedaviye ihtiyaçları vardır, bu da devletin görevidir…

Emekçi yığınlarının son 15 yılda ekonomik ve demokratik kazanımları budandığı yada yok edildiği, en kutsal hakları olan örgütlenme ve sendikal haklarının elinden alındığı, hak arayışlarının suç sayıldığı, emekçi yığınların perişan, emeklilerin ölüme terk edildiği halkımızın büyük bir çoğunluğu bir paket makarnaya, bir çuval kömüre muhtaç edildiği, ufak tefek yardımlarla halkımızın kandırıldığı onur kırıcı bir süreçten geçmekteyiz. Hırsızlık, gasp ve benzeri olayların alabildiğine arttığı bir süreçten geçmekteyiz…

Değerli okurlarım, kısa bir zaman öncesine kadar tarım hayvancılıkta dünyada gıpta ile izlenen yedi ülkeden biriyken bugün 104 ülkeden hayvan ve tarım ürünü ithal etmekteyiz.

Değerli okurlarım, 2002 yılından bu yana tarım alanı 26 milyon hektardan 23 milyon hektara, ekilen tarım alanı 18 milyon hektardan 13 milyon hektara geriledi. Şuan 4 milyon hektarlık alan maddi imkansızlıklar nedeniyle ekilemiyor. Kendi topraklarımızı çöle dönüştürürken gidip Sudan’da 7 milyon 805 bin dönüm arazi 99 yıllığına kiralayacaksınız, kendi tarım üreticisini, köylünüzü perişan edeceksiniz, bunun adına hizmet diyeceksiniz!..

Açmamız gereken bir başka konu da yapılan yollar, köprüler, metrolar, hava alanları ve benzeri hizmetler. Toplumun huzuru, refahı ve mutluluğu için verilen her türlü hizmeti ayakta saygıyla alkışlayanlardanım ama hizmetin nasıl yapıldığı, kime yada kimlere peşkeş çekildiği çok önemli bir soru işareti olarak önümüzde durmaktadır….

Halkımızın büyük bir çoğunluğu adaletten hukuka, sivil toplum örgütlerinden siyasetçilere, eğitimden basın yayın kuruluşlarına, yaşamsal önemi olan kurum ve kuruluşlara inanmıyor, güvenmiyor…

En korkuncu ise son yıllarda ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın, ötekileştirmenin iktidarın eliyle yapılması… Ülkesini ve halkını seven herkesin bu tehlikeye karşı prim vermeden kenetlenmesi ve bu oyuna alet olmaması gerekmektedir…

İktidarın tek amacı saltanatlarını sürdürmektir. Ülkemiz diktatöryal bir kuşatma altında, halkımız bilimden, sanattan, felsefeden, aydınlanmadan, ve en önemlisi her türlü demokratik örgütlenmeden koparılmaktadır. Ülkemiz mistizmin kör karanlık bataklığına sürüklenmektedir. Düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, doğruları görmeyen, okumayan, teslimiyetçi ve kaderci bir topluma dönüştürülmektedir.

DİSK’in verilerine göre 7 milyon işsizin yanında bir o kadar da sosyal güvenceden yoksun, karın tokluğuna çalıştırılan taşeron çalışanı var. Emeklilere ne demeli, büyük çoğunluğu perişan, her türlü sosyal aktiviteden yoksun adeta ölüme terk edilmiş durumdadırlar.  Kısacası cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik ve demokratik hak kayıplarının yaşandığı bir süreçten geçmekteyiz.

Değerli okurlarım, ülkemizin bu hazin durumunu dile getirirken büyük üzüntü duymaktayım. Eldeki verilere göre dünyada hızla yalnızlaşan, itibar edilmeyen bir ülkeye dönüşmekteyiz. .. Tüm bunların üstünü yalan yanlış politikalarla örtmeye çalışmaktadırlar. Her şeye rağmen umudumuzu korumalı , bilim demokrasi ve aydınlanmadan kopmadan mutlu yarınları hep birlikte kuracağız…

Nazım’ın dediği gibi;
 “ Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Bir orman gibi kardeşçesine…
Bu hasret bizim…”