Cizre, günlerdir dünyaya kapalı. Giriş çıkışlar tutulmuş durumda, bakanların dahi girişine izin verilmiyor. Orada neler oluyor, neler yaşanıyor kimse bilmiyor.

Bazı haberler sızıyor. Ölenlerin defnedilmesine dahi izin verilmiyor. Çok sayıda ölü olduğu söyleniyor. Cenazeler kokmasın diye üzerlerine buz konularak muhafaza ediliyor. Ölen çocuklar buz dolabında tutuluyor.

HDP heyeti, Cizre’ye gitti ancak ilçeye sokulmadı. Heyitin bekleyişi sürüyor.

Olayla ilgili bir açıklama yapana CHP Genel Başkan yardımcısı Tanrıkulu, yedi günde 14 sivilin yaşamını yitirdiğini söyledi. Tanrıkulu “Cenazelerin yerde kaldığı kaldırılmadığı ortam yaşanıyor. Elektirik yok, su yok. Vatandaşlar ekmek ve su ihtiyacını karşılayamıyor. Bu ortam hiçbir hukuk devletinde kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Evet, cenazeler buzdolabında, ama bu ülkenin İç İşleri Bakanı’nın, Başbakanı’nın Maliye Bakanı ile bir çok Milletvekili’nin de  vicdanları da buzdolabında.!

Hukuk içinde her türlü mücadeleyi sürdürebilirsiniz, kimin ne suçu varsa yakalayıp yargı önüne çıkarabilirsiniz, ama, vicdanları sızlatan insan haklarına aykırı hareket edemezsiniz. Ederseniz insanlıktan çıkarsınız, devlet olmaktan çıkarsınız. Milletvekili olmuş olabilirsiniz ama, insan olamazsınız.

İnsan tek bir eleştiri yapmaz mı? Bu nasıl insanlık? Bu nasıl Milletvekilliği. Devlet  hukuk içinde suç işleyenleri cezalandırabilir ama, hukuk dışına çıkarak insanlık onurunu çiğneyen şeyler yapamaz. Yaparsa devlet olmaktan çıkar.

Şöyle bir empati yapalım.

Nedeni hiç önemli değil, 10 yaşında ki çocuğunuz öldü, ama devlet onu defnetmenize izin vermiyor. Cesedi kokmaya başlıyor, siz kokmasın diye çocuğunuzun cesedini buz dolabına koyuyorsunuz ve günlerce çocuğunuzun cesediyle kalıyorsunuz.

Anne baba olarak nasıl bir travma içinde olurdunuz? Böylesi bir durumda  hangi cümleleri kurardınız? Yaşadığınız ülkenin Başbakanı’na, İç İşleri Bakanı’na, Adalet Bakanına nasıl bakarsınız neler söylerdiniz?

Mesele budur. Önce insan olacağız

Gelelim, her gün insan hakları özgürlük, insanca yaşam sözlerini ağzından düşürmeyen  ana muhalefet partisine ve bazı aydınlara..

Her kes hamasi sözler söylüyor. Aydın olmak iki cilalı söz söylemek değildir. “Biz insan haklarından yanayız. Biz demokrasi istiyoruz, özgürlük istiyoruz” demekle olmuyor.

Bu ülkenin “insan haklarından ve özgürlüklerden yana olduğunu söyleyen ana muhalefet partisi Genel Başkanı’nın, insan haklarının ihlal edildiği, insanlık dramının yaşandığı, günlerdir aç susuz abluka altında kalan Cizre’ye gitmesi gerekirdi.

 

İnsan Hakları mücadelesi bedel ödenerek yapılır. Öyle oturduğun yerden iki cilalı sözle insan hakları özgürlük savunuculuğu yapılmaz.

Filistin içinde yürüyeceksin, Suriye içinde yürüyeceksin, Cizre içinde..

Öyle oturduğunuz yerden, iktidara iki eleştiri yapmakla, mağdurlara geçmiş olsun ziyareti yapmakla olmaz..

Siz, Cizre’de ölen ve buzdolabında saklanan çocuğu oradan alıp defnede biliyormuzunuz? Bunu yapmak için mücadele veriyor muzunuz.!

Veremiyorsanız, zaten söylenecek söze de yok.

Ya bu gün bedel ödeyeceksiniz, ya da bundan sonra “insan hakları ve özgürlük” sözlerinizin inandırıcılığı olmaz..

Vicdanınızı ve o cenazeleri buzdolabından çıkarıp defnedin. O zaman kardeşlik söylemleriniz kabul görür.