turan @ ilkhaber.biz

AKP iktidarı hangi özgürlükten bahsedebilir ki? Evet tekçi, mezhepçi ve kendine özgürlükçü bir iktidar var. 

Peki, diğer inançlara ya da inanmama hakkına sahip insanların özgürlüğü ne olacak?

Din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünü güvence altına alan laiklik, demokrasi ve çoğulculuk ilkesi nerede, neden uygulanmaz?

Bu ülkede inanç özgürlüğü en çok, AKP döneminde ihlal edilmiştir. Cemevlerinin tanınmaması ve zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğuna dair AİHM kararları AKP döneminde uygulanmamıştır.

Çünkü hukukun, laikliğin ve inanç özgülüğünü evrensel değerleriyle barışık olmayan ve bu ilkeleri tanımayan siyasal İslamcı bir tahakküm söz konusudur.

Bu ülkenin tüm vatandaşlarının ödediği vergileri, herkese eşit kamucu hizmeti olarak harcamak yerine, bir dinin, bir mezhebin beslenmesi, kollanması, dayatılması ve resmi devlet dini haline getirilmesi, Anayasa’sında ‘laik, demokratik ve hukuk devleti’ yazan devletin ve siyasi iktidarın görevi olabilir mi?

Ama burası Türkiye! Laiklik yok, tekelleştirilmiş ve kamulaştırılmış tekçi, mezhepçi bir din anlayışı var. Memleketin en önemli sorunu ise bu nedenle cehalettir. Cehaletin yarattığı gericiliğe karşı, eleştirel akla ve bilime dayalı eğitim mücadelesi verilmeden, ne AKP iktidarına ne de onun yarattığı toplumsal cehalete karşı mücadele verilebilir.

Birçok aile çocuklarının, mezhepçi, asimilasyoncu ve laiklik karşıtı “Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersine girmesini istemiyor. Muafiyet talep ediyor, kabul edilmiyor. Yerel mahkemelere davalar açıyorlar, davalar kazanılıyor ama AKP iktidarı uygulamıyor. AİHM’de davalar kazanılıyor ve yine uygulanmıyor.

Çağdaş, demokratik ve gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerinin dinselleşmesine ve mezhepleştirilmesine izin verilmez. Dinsel ve inançsal olan, o dinin ve inanç gruplarının kendi özel alanlarına bırakılır. 

Din eğitimlerini, manevi bakım, kreş ve dini hizmetleri dini gruplar kendileri ve kendi maddi imkanlarıyla yürütür.

Devlet ise sadece tüm dini kurumlar karşısında denetleyici, tarafsız ve inanç özgürlüğünü, inanma ve inanmama hakkını korumakla yükümlüdür. 

Devlet bir dini finanse etmez. Her dinin kendisini nasıl finanse ettiğini şeffaflık ilkesi gereği denetler. Dinler hakkında bilgilendirici genel kültür ve tarih derslerini ise isteğe bağlı verir. Bu derslerin müfredatını kendisi değil, her dini grup kendisi hazırlar. Bu müfredatların çocukların yüksek çıkarını ve haklarını koruyup korumadığını inceler. Ayrımcılık, nefret, şiddet, dini telkin ve yönlendirme yapmamasını denetler. Müfredatların ise nesnel, objektif ve eleştirilebilir ve sorgulanabilir olmasını şart koşar.

Türkiye’de ise kamusal hizmetler dini referanslara göre düzenleniyor. Bu durum Anayasal açıdan bağlayı olan tüm uluslararası anlaşmalara aykırılık teşkil etmektedir.

Örneğin Alevilerin yerel mahkemelerde ve AİHM’de kazandıkları davaların hiçbiri uygulamaya konulmuyor. Hatta seçmeli din dersleri bile zorunlu olarak dayatılıyor.

Fakat AKP iktidarı ve siyasal İslamcı akımlar, demokratik, laik, bilimsel ve kamucu eğitim talep eden bu kurumları ve velileri “dine karşılar” gibi yalanlarla gerçekleri saptıran algı inşa etmeye başladılar. 

Oysa gerçek şudur; tüm bu kurumlar din, vicdan, inanç ve düşünce özgürlüğünün laiklik ilkesi doğrultusunda, eşitlikçi, çoğulcu savunucusudur. 

Bu görev devletin değil, her dini ve inanç grubunun kendi imkânlarıyla gerçekleştirmesi gereken görevidir. Kamu bütçesi, kamu gücü ve din bürokrasi ile devletin din ve dindarlığı mezhepçilik üzerinden üretmesinin, bizzat kendisi, inanç özgürlüğüne aykırı ve insanın vicdanına hükmetmesidir. Yanlış olan budur.